Gelişmiş Arama
Ziyaret
11199
Güncellenme Tarihi: 2010/01/19
Soru Özeti
Allah ile görüşmek, insan için tasavvur edilen en son makamdır. Hal böyleyken bazı masumlar nasıl daha üstün bir makama sahip olabilmektedirler?
Soru
İnsan için belirtilen en son makam Allah ile görüşme makamıdır. Bazı ilahi veliler ve peygamberler bu makama ulaşmıştır. Bu en son makama ulaşan büyük şahsiyetlerin bazıları bazılarından üstündür. Eğer onlar en son makama ulaşmışlarsa aralarında nasıl fark meydana gelmekte ve biri diğerinden üstün olmaktadır? Çünkü ulaşılabilecek daha üstün bir makam bulunmamaktadır!
Kısa Cevap

İnsanın yaratılmasındaki temel gaye kemale ermektir. İnsanın kemali Allah’a yaklaşma ile gerçekleşir ve buna velayet ve Allah ile görüşme makamı denir. Bu bağlamda peygamberler ve masumlar insanlar arasında en belirgin bireyler sayılır. Lakin bu bireyler arasında kimlerin daha üstün bir makama sahip olduğu hakkında şu noktaya dikkat edilmelidir: Velayet makamı nübüvvet makamından üstündür ve velayet makamına sahip olan masumlar arasında da velayet makamında ihtilafın olabileceği de farz edilebilir. Lakin her zaman bir üstünlük ve fazilete sahip olmak velayet makamı ve yakınlık derecelerinde Allah’a daha yakın olma makamında üstünlük manasına gelmeyebilir; yani velayet makamında eşit olmayla birlikte bir bireyin daha üstün olması ve nübüvvet gibi bir takım erdemlerden yararlanması muhtemeldir. Bizim bütün sözümüz şudur: Biz masumlardan biri ve özellikle İmam Hüseyin (a.s) hakkında rivayetlerde bir takım üstünlüklerin beyan edildiğini kabul ediyoruz, lakin bu üstünlüklerin imamların tekvini velayet makamında taşıdıkları ihtilaf esasınca olduğunu kesin bir şekilde söylemek mümkün değildir. Gerçekte bu üstünlükler bazılarının Allah’a yakınlaşma açısından daha üstün olduklarına delil sayılamaz.

Ayrıntılı Cevap

Her değerlendirmenin özel bir ölçü, kıstas ve kritere ihtiyaç duyduğu apaçıktır. Dinsel öğretiler esasınca ilahi olmak ve ilahi isim ve sıfatlar ile nitelenmek insanların birbirinden üstünlüğünün ölçüsüdür[1]; velayet makamı[2] olarak tabir edilen bu makam, yaratılışın nihai hedefi ve insanların birbirinden üstün oluşunun ölçüsüdür. Velayet iki kısma ayrılır: Teşrii velayet; teşri ve yasama hakkı manasındadır. Tekvini velayet ise insanın Allah’ın tekvini izniyle kâinat maddesinde tasarrufta bulunmadaki güç ve hâkimiyetidir.[3] Elbette velayet makamının Allah’a yakınlaşma ve fenafillâh ile gerçekleştiğini ve Allah’a yakınlaşmanın da O’na itaat etmeyle vuku bulduğunu bilmek gerekir.[4] Başka bir ifadeyle ilahi olmak Allah’a yakınlaşmak ile gerçekleşir ve O’na yakınlaşmak ise O’na itaat etmek ile hâsıl olur. Bu esas üzere, velayet makamının da Allah’a yakınlaşma ve fenafillâh[5] derecesindeki ölçü ve kritere göre güçlü ve zayıf olacağı ve mertebelerinin bulunacağı apaçıktır.[6] Velayet makamına sahip olan iki insan birbirleriyle karşılaştırıldıklarında eşit bir derece olmayabilirler; yani onlar ilahi sonsuz kaynağa bağlı ve Allah’a yakın oldukları ölçüde, Allah’ın isim ve sıfatları kendilerinde daha çok tecelli eder ve böylece biri diğerinden üstün olur. Şüphesiz Ehlibeyt’in tümü velayet makamına sahiptiler ve şimdi de sahiptirler. Hz Ali (a.s) Ehlibeyt’in özelliklerini açıklarken şöyle buyurmaktadır: Velayet özellikleri onlar içindir.[7] Öte taraftan velayet makamı ile nübüvvet makamı arasındaki farklılıkları incelemeyle şu noktaya ulaşırız: Velayet makamı, nübüvvet makamından daha üstündür. Bu esas uyarınca on dört masumun velayet makamındaki üstünlükleri açısından peygamberlerden daha üstün bir dereceye sahip oldukları rahatlıkla söylenebilir.[8] Lakin masumların birbirinden üstün oluşları hakkında biraz düşünülmelidir. On dört masumun ortak bir hakikati taşıdığını bilmeliyiz. Başka bir ifadeyle onlar tek bir nurdandırlar. Ehlibeyt’in nur olarak bir oluşu birçok rivayette açıkça belirtilmiştir. Elbette nura dayalı bu birlik zorunlu olarak nurun derecesinde birlik anlamına gelmez ve nurun değişik derecelerini kabul etme varsayımıyla da buna inanılabilir.[9] Ehlibeyt’ten birinin diğerlerinden üstün oluşu bağlamında bazı dini kaynaklarda bu üstünlük Hz Peygamber (s.a.a), Hz Ali (a.s)[10], Hz Fatıma (s.a)[11] ve İmam Hüseyin (a.s)[12] için dile getirilmiştir. Bu üstünlük Ehlibeyt’in ve İslam peygamberinin velayet derecesindeki makam ve farklılık ihtilafını yansıtır mı? Her zaman bir üstünlük ve fazilete sahip olmanın velayet makamı ve Allah’a daha yakın olmadaki yakınlık derecelerinde üstünlük manasına gelmediği söylenebilir; yani velayet makamında eşit olmayla birlikte bir bireyin daha faziletli olması ve nübüvvet gibi bir takım erdemlerden yararlanması olanaklıdır. Bu konu koşulların ve zamanın böyle hususları gerektirdiği bir durumda gerçekleşir. Nübüvvet özel koşul ve zamanlarda Hz. İsa’nın (a.s) nasip olduğu bir erdemdi ve İmam-ı Zaman (a.c.f) bu erdemden faydalanmayacaktır. Lakin hepimiz İmam-ı Zamanın (a.c.f) velayet makamı açısından Hz. İsa’dan (a.s) daha üstün bir derecede olduğunu bilmekteyiz. Lakin bizim bütün sözümüz şudur: Bu erdem ve özel bakış imamların velayet derecesindeki eşitliği ile bir arada bulunabilir. Başka bir ifadeyle biz masumlardan biri ve özellikle imam Hüseyin (s.a.a) için rivayetlerde bir takım üstünlüklerin belirtildiğini kabul ediyoruz, lakin bu üstünlüklerin imamların tekvini velayet makamında taşıdıkları ihtilaflardan kaynaklandığını kesin bir şekilde söylemek mümkün değildir. Her ne kadar bu ihtilaf bir olasılık olarak görünüşte kabul edilse bile, gerçekte bu hususta açık delillere ulaşmanın mümkün olamayacağına biz inanıyoruz. Her halükarda tüm masumların bir nurun cilvesi olduğu, hepsinin tekvini velayet taşıdığı ve her birinin diğerinin yerinde olması durumunda onun yaptığı işi yapacağı kesindir.[13]     

 


[1] “إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقاكُمْ”; Hucurat Suresi, 13. ayet.

[2] İrfan literatüründe “makam” “hal” karşısında yer alır. “Makam” arifin yıllar süren meşakkat, arınma ve çalışma neticesinde ulaştığı menzil ve mertebeye denir. Bundan dolayı, zorlukla kat edilmiş bir şeyin zail olması ve değişmesi genellikle kolay bir şekilde gerçekleşmez. Böyle bir şey sabit ve kalıcı olur. Ama “hal” “makamın” tersinedir. “Hal”, seçmeksizin ve ani bir şekilde arifin kalbinde gerçekleşen bir tür nitelik ve dönüşümdür. Hal’in ani bir şekilde zail olması da olasılık dâhilindedir. O halde “hal” sabit bir nitelik değildir ve sürekli değişim ve dönüşüm halindedir. Sadi şöyle söylemiştir:

Mısırdan gömleğin kokusunu aldım.

Lakin Kenan kuyusunda görmedim.

O hallerimiz evrende değişendir dedi.

Bazen belirgin ve bazen de gizlidir.     

[3] Başka bir ifadeyle; tekvini velayet sahibi kendi çabasıyla bir şeyi çaba mahallinin dışında yaratır. Bu esas uyarınca ilahi veliler tarafından gerçekleşen tüm mucize ve kerametler bu tekvini velayet vasıtasıyla gerçekleşir.

[4] Bu esas üzere İmam Müçteba (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’ın kulu olursa, Allah her şeyi onun egemenliğine verir.” İmamın bu cümlesi, tekvini velayetin kaynağının Allah’a kullukta saklı olması anlamındadır.   

[5] Fenanın birkaç derecesi vardır: 1. Fiillerin fenası olan zahiri fena. 2. Sıfatların fenası olan batının fenası. 3. Zatın fenası. Danişğer, Ahmet, Divanı Hafız ba şerhi irfani, s. 144 ve 145; İbni Sina, ebu Ali Hüseyin bin Abdullah, El- İşarat ve’t Tenbihat, ba şerhi Hacı Nasuruddin Tusi, c. 3, Makamatu’l Arifin, s. 390; İmam Humeyni (r.a), Çehil Hadis, s. 382.  

[6] İrfani yolculuğun dört seferde gerçekleştiği belirtilmelidir: A. Yaratıklardan yaratana yolculuk. B. Hak ile Haktan hakka doğru yolculuk. C. Hak ile Haktan yaratıklara doğru yolculuk. D. Hak ile yaratıklardan yaratıklara doğru yolculuk. Bu hususta bakınız: Molla Sadra Şirazi, Sadru’d Din, El- Hikmetu’l Mutaaliye fi’l Asfari’l Akliyyeti’l Erbaa, c. 1, s. 13. Ermiş arifler şöyle demektedir: Velayet makamı her ne kadar yolcu için birinci yolculuğun sonunda hâsıl olsa da velayet dairesi ancak ikinci yolculukta kâmil olur. Bundan dolayı yolcular yolculukta bulundukları yere göre velayet makamının bir derecesine ererler.

[7] Nehcü’l Belaga, Hutbe 2.

[8] Rivayetlerde Hz. Mehdi’nin (a.c.f) zuhur etmesinden sonra Hz. İsa’nın (a.s) ona uyacağı nakledilmiştir. Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, c. 9, s. 195; Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsiri Numune, c. 4, s. 205; Kaşani, Seyyid Abbas, El- Mahazin, c. 1, s. 286.

[9] Yani Ehlibeyt için de onlarında birbirinden üstün oluşları tasavvur edilebilir.

[10] İmam Bakır (a.s) hal lisanıyla İmam Seccad’dan (a.s) Allah’a ibadet etmede kendine daha az zahmet vermesini istediğinde, İmam Seccad (a.s) İmam Ali’nin (a.s) ibadetlerinden söz etmiş ve şöyle buyurmuştur: Ali’nin (a.s) ibadet gücüne kim erebilir ve onun gibi kim ibadet edebilir. El- İrşad fi Marifeti hucecullahi ale’l İbad, c. 2, s. 142.

[11] Bazı delillerden istifade edildiği kadarıyla bu üstünlük Hz. Fatıma’nındır. İmam Hasan Askeri’ye (a.s) isnat edilen bir hadiste şöyle buyrulmuştur: Biz Allah’ın kullarına hüccetiyiz ve büyük annemiz Fatıma da (s.a) bize ilahi hüccettir. Tayyib, Seyyid Abdu’l Hüseyin, Etyebu’l Beyan fi tefsiri’l Kur’an, c. 13, s. 225; Bahrani, Abdullah, Avalimu’l Ulum ve’l Maarif ve’l Ahval, c. 11, s. 5.

[12] Rivayet metinlerinde İmam Hüseyin (a.s) için birçok üstünlük dile getirilmiştir. Örnek sıfatıyla onların bazılarına işaret ediyoruz: A. İmamet makamının İmam Hüseyin’in nesline aktarılması. B. İmam Hüseyin’in (a.s) toprağının şifa vermesi. C. İmam Hüseyin’in (a.s) kabri nezdinde duanın kabul edilmesi. Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, c. 44, s. 221. 

[13] Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara müracaat ediniz: Turhan, Kasım, Nigerişi İrfani, Felsefi Ve Kelami Be Kıyam Ve Şahsiyeti İmam Hüseyin (a.s), naşir: Çilçırag, çapı evvel, Kum, 1388.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia’nın bakışında intihar saldırısının bir sakıncası var mıdır? Bu eylemi yapan kimse şehid sayılır mı?
    6670 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/12
    İntihar ve istişhad saldırısı olarak tabir edilen bu tür eylemler kendiliğinden Şiilik kültürüne girmemiştir ve caiz değildir. Ama çok önemli tehlikelerin aziz İslam’ı tehdit ettiği ve bu tehditleri etkisiz kılmada tüm yolların çıkmaza girdiği, İslam’ın korunmasının bu eyleme bağlı kaldığı ve gerçekleştirildiğinde günahsız fertlerin kanının akıtılmaması ...
  • Geçici evlilikte kadın ve erkeğin boşanmasının şartı nedir?
    8992 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/03
    Eğer sizin daimi mutadan kastettiğiniz şey, daimi evlilik ve nikâhsa, bunda müddet zikredilmez ve kadın ve erkek her zaman için birbiriyle nikâhlanırlar. Böyle bir evlilik boşanma sözü söylenmeden feshedilmez ve erkek bir defa yakınlaştıktan sonra (boşanmak istediği takdirde) kadının tüm mihrini ödemeli ve kadını boşamalıdır. Aynı şekilde eğer kastettiğiniz ...
  • Şeys kimdir?
    6551 تاريخ بزرگان 2011/11/21
    Şeys, Hz.Adem’in (a.s) evlatlarından biridir. Kâbil’in Habil’i öldürmesinden sonra Adem ve Havva beş yıl çocuk sahibi olmadılar. Beş yıldan sonra dünyaya gelen çocuklarına Şeys adını verdiler. Hz. Adem onun hakkında şöyle diyor: ‘O, Habil’in yerine verildi, mübarektir ve peygamber olacaktır.’
  • İslam tüm sorunların çözmeye nasıl kadirdir?
    6702 Fıkıh 2012/02/18
    İslam’ın hüküm ve buyrukları âlim ve hikmet sahibi Allah tarafından olup insanlığın tüm sorunlarını halletmeye kadirdir. Ama bu, toplumdaki tüm fertlerin İslam’ın buyruklarıyla amel etmesi şartıyla tahakkuk eder. Bugün gençlerin evliliği önünde birçok sorun yer alsa da hem kız, hem oğlan ve hem de tarafların ailelerinin İslam’ın buyruklarına göre ...
  • Pahalı taşlardan yapılan yüzükleri takmanın ne gibi sevap ve faydaları var?
    16682 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/04
    Akik, firuze, yakut vb. gibi yüzükleri kullanmak, eğer halkası altın olmazsa erkekler için caiz ve rivayetlere göre sevabı da vardır. Ayrıca namazın sevap ve faziletinin çoğalmasına da neden olmaktalar. ...
  • Oruç insan üzerinde ne gibi eğitici eserler bırakır?
    7668 Pratik Ahlak 2012/05/12
    Oruç, nefsin tehzip (ruhi temizlik) ve tezkiyesi için bir çeşit alıştırma ve insanın kendi nefsine tasallutunun tahakkuku için uygun bir yöntem ve nefsanî heveslerle mücadeledir. Oruç, ferdi ve içtimai iki boyutta olmak üzere, insanın bedensel boyutta bıraktığı eserlerin yanı sıra insanın ruhi boyutunda da eğitici ...
  • Bir takım şekilleri ve figürleri içeren dua kitaplarından yararlanmak caiz midir?
    12190 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    1- Sorunuza nazaran söz konusu kitabın hangi ilim hakkında olduğunu anlamak güçtür. Bunu anlamak için daha geniş bilgiye ihtiyaç vardır. Ama kısaca söyleyebiliriz ki söz konusu kitap ulum-i garibe hakkındadır. Ulum-i garibe; cifr, reml ve nücüm gibi ilimlere denir. Ancak söz konusu kitabın hangi kısmına ait olduğunu ...
  • Hz. Ebu Talib'in imanını ispatlayan deliller nelerdir?
    18517 تاريخ بزرگان 2010/03/09
    Soruda nakledilen hadis "merfu'e"dir ve senet yönünden müsnet hadisler derecesinde bir itibarı bulunmamaktadır. Fakat biz Hz. Ebu Talib'in imanını ispat etmek için bu rivayete istinat etmiyoruz. Çünkü o hazretin imanını ispatlamak için birçok sahih ve güçlü hadis ve rivayet nakledilmiştir. Hz. Ebu Talib'in Allah'a ve ...
  • Peygamberin (s.a.a) adı duyulduğunda veyahut namazdayken veya namaz dışındayken salâvat ayetini duymayla salâvat getirmek farz mıdır yoksa müstehap mıdır?
    11045 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Tüm taklit mercileri kendi ilmihallerinde Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) mübarek adı duyulduğunda salavat getirmenin müstehap olduğuna hükmetmişlerdir. Bu hüküm namaz halini de kapsamaktadır. İmam Humeyni (r.a) şöyle buyurmaktadır: “İnsan ne zaman Hz. Peygamberin (s.a.a) Muhammed ve Ahmed gibi mübarek isimlerini veya Mustafa ve Ebu’l-Kasım gibi lakap ve ...
  • Eşimin yanlış davranışını kendisine nasıl bildirebilirim?
    8347 Pratik Ahlak 2012/05/03
    Sorunuzda bulunan nokta, her ikinizin de birbirinizi sevdiği ve sizin eşiniz için en iyi kadın olmayı istemenizdir. Diğer hususların önemsenmemesi için sizin her zaman bu özelliğe belirgin bir rol üstlendirmeniz gerekmektedir. Evlilik hayatında egemen atmosfer mutluluk, samimiyet, dostluk ve arkadaşlık olmalıdır. Egoistlik, kendini düşünmek ve mütekebbirlik olmamalıdır. ...

En Çok Okunanlar