Gelişmiş Arama
Ziyaret
7518
Güncellenme Tarihi: 2010/02/06
Soru Özeti
Allah bir işi yapamayacak kadar güçsüz müdür ve bir başkasının O’nun işini yapması gerekir mi?
Soru
Allah bir işi yapamayacak derecede güçsüz müdür ve bir başkasının O’nun işini yapması gerekir mi?
Kısa Cevap

Bu soruda dile getirilen iddia ve varsayım şudur: Her nerede Allah’ın zatı bir işi yapmaya güç yetirebiliyorsa O’nun kendisi bu işi yapar ve eğer buna güç yetiremezse sebeplerden istifade eder. Allah’ın her işe güç yetirebildiğini bildiğimizden dolayı O’nun fillinin nedenler kanalıyla gerçekleşmesi muhaldir ve her kim bir işin nedenler kanalıyla gerçekleştiğini iddia edecek olursa, onun iddiası geçersizdir. Çünkü böyle bir insan Allah’ı aciz bilir.

Bu tür bir akıl yürütme doğru değildir ve burada kullanılan safsata çok açıktır; çünkü kendi vicdanımızla evrendeki birçok hususun başka hususlar için neden olduğunu, bununla birlikte kendilerinin de bir başka nedene ihtiyaç duyduklarını ve bağımsız bir varlıklarının olmadığını biliyoruz. Bu vicdani esası inkâr etmek safsata manasına gelir ve hiç kimse günlük hayatında bu kaideyi inkâr etmemektedir. Allah’ın evrendeki işleri bazı nedenler kanalıyla yapması, O’nun bu işleri yapmada güçsüz olduğuna hiçbir şekilde delalet etmez! Çünkü nedenler ve nedenlerle ilintili olan her şey kendiliklerinden var değildirler, onların tüm varlığı yüce Allah’ın zatına bağımlıdır. Bundan dolayı ister dünyevi ve ister gaybi işler alanında olsun, ilahi fiiller özel nedenler kanalıyla gerçekleşir. Bu Allah’ın hikmetindendir ve O’nun zatında bir eksikliğin bulunduğuna delalet etmez. Tabii hususlarda insanın ihtiyaçları nedenler silsilesi kanalıyla gerçekleştiği ve bu nedenlerin nedensellikte hiçbir bağımsızlıkları olmadığı gibi, manevi hususlarda da bu kaide pekâlâ kabul edilebilir. Birçok ilahi fiilin Allah’ın izniyle yönetici melekler tarafından yapıldığını ve bu konunun Allah’ın kudretiyle hiçbir şekilde çelişmediğini bilmekteyiz. Eğer evrende itibari (nedensellikte bağımsız olmamak) olarak bile hiçbir nedenin gerçekleşmemesi öngörülseydi, esasen Allah dışında hiçbir varlığın var olması mümkün olmazdı. Çünkü O’nun dışında var olan her şey etkisizdir ve O’nun dışında eğer bir şey varsa bu arazi ve itibaridir. Nedenlerin varlığı da bu türdendir.

Ayrıntılı Cevap

Gök, yeryüzü ve bunların içinde bulunan her şey yüce Allah’ın kudretinin yansımalarıdır ve Allah her işi yapmaya kadirdir. Ama bu sonsuz kudret, ilahi fiilin nedenler kanalı olmaksızın gerçekleştiği anlamına gelmez. Allah, evreni hikmet esasınca yaratmış ve tüm gaybi, zahiri, tekvini ve dünyevi fiilleri nedenler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu evrende birçok işi yapmakla görevli olan melekler buna bir örnek teşkil eder. Aynı şekilde maddi dünyada da her işin doğal nedenleri vardır; örneğin bir şahıs acıkırsa yiyeceğe ihtiyaç duyar. Her ne kadar tüm işler Allah’a dönse de ve her türlü kudret ve güç onun elinde olsa da[1] tabii hayatta su ve yiyecek hayatın sürdürülmesinin aracıdır. Bu, Allah’ın işleri vasıtasız yapmaktan aciz oluşu anlamına gelmez. Bunun manası, insanın maddi ihtiyaçlarının maddi neden ve sebepler ile karşılandığıdır. Bu nedenlerden istifade etmek şirk ve tevhidi inkâr etmek manasına gelmez. Elbette bu sebepleri etki etmede bağımsız bilirsek iş değişir. Bu anlam hidayete erdirme ve manevi feyizleri ulaştırma gibi maddi olmayan konularda da geçerlidir. Bundan dolayı nedensellik kaidesi ve evrendeki her işin kendine özel sebepler ile gerçekleşmesi, kanıtlamaya ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Bununla birlikte İslam inançları ve Ehlibeyt mektebinde, işleri doğal sebeplere bağlama inancının yanlış bir konu olduğunu ve evrendeki her nedenin salt Allah’ın iradesinin gerçekleşmesi için bir kanal olduğunu bilmekteyiz. İnsanın iradi fiilleri bile Allah’ın iradesinin boylamındadır. Hiç kimse kendi amellerinden Allah’ın kudretinin dışında iş göremez ve gerçekte Allah dışında hiçbir etki eden yoktur. Her kim her mertebede böyle bir görüşe inanırsa, İslami inançlara göre müşrik sayılır. Bu nedenle Allah’ın fiillerinin tümü nedenler kanalıyla gerçekleşir ve bununla birlikte bu nedenler nedensellikte bağımsız olmayıp ilahi irade ve kudretin etkisi altındadırlar. Bu tümel kaidede ateşin yakmadaki etkisi gibi maddi nedenler ile evreni idare etmedeki meleklerin nedensellikleri gibi gaybi nedenler arasında, aynı şekilde insanın ihtiyari fiilleri ile onun ihtiyarı dışında gerçekleşen hadiseler arasında bir far bulunmaz. Kamil tevhitten maksat nedensellik ve ihtiyar kaidesinin iptal edilmesi değil, bu akidedir. Şia mezhebi veya diğer İslam mezhepleri çerçevesinde tevessüle veya imam ve kâmil insanın vasıta olmasına inanmak hakkında ise başlangıçta hatırlatılması gereken çok önemli ve bu meseleye bakmada temel alınması gereken konu şudur: İmam, kılavuza ve aracıya ihtiyaç duymak, bu ihtiyacın bilincinde olmayı gerekli kılar. İnsanların kendi fıtratları esasınca, sürekli insaniyetin yetkinlik makamı ve ilahi hilafete ermiş kâmil bir insanı aradıklarını ve onun varlık aynasıyla veya ona aşk duyarak ve tevessül ederek kendilerinin gerçekte kaybolmuş hakikatini bulmaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu kâmil insan Şiilik mezhebinde imam olarak adlandırılan kimsedir. Kur’an şöyle buyuruyor: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.[2] Bu ayet gerçekte ihtiyaç ve doğruluk gereğince Allah’ı isteyen inananlara kılavuzluk etme hedefini gütmektedir. Elbette bu iş Kur’an’ın tavsiyesiyle, kendi nedenleri aracılığıyla çok kolaydır. Sonraki konu ise şudur: Hz Peygamberi (s.a.a) veya bir imama tevessül etmek ve onları aracı kılmak, hiçbir şekilde onlar için bağımsızlık iddiasında bulunmak anlamına gelmez. Nitekim evrendeki hiçbir neden Allah’tan bağımsız olarak göz önünde bulundurulamaz. Böyle bir düşünce yüce Allah’a şirk koşmaktır. Ama genel olarak Kur’an’ın tabiri ile iman makamına ermemiş[3] ve gerçek muvahhit olmamış birçok Müslüman’ın maddi nedenlere dayanma konusunda Allah’a şirk koşmaları muhtemeldir. Aynı şekilde bahsimizin asıl konusu olan salih ameller, kılavuzdan istifade etmek, peygamber ve Allah’ın velilerine tevessül edip onlara aşk duymak gibi manevi nedenler konusunda da şöyle söylemek gerekir:  Eğer bu hususlar sebep sıfatıyla göz önünde bulundurulacak olursa, sadece tevhit ve Allah’a aşk duymadaki ihlâs oranınca bizi manevi hedefe ulaştıracaktır. Bundan dolayı İslam’da tevhit esası zedelenmez bir esastır. Lakin buradaki nokta şudur: Bu manevi halis neden ve ameller bizi tevhidin hakikatine aşina kılar. Salt teorik açıdan tevhit iddiasında bulunmamız ve pratikte gönlümüzün istediği hususlarda aracılara tevessül etmemiz, onları nedensellikte bağımsız bilmemiz ve bazı konularda tartışılması ve incelenmesi gereken deliler ile imam, nebi ve veliye tevessül etmek Allah’ın kudreti ve tevhit ile çelişir diye itirazda bulunmamız doğru olmaz. Kamil insan ameli açıdan tevhidin rüknü sayılır; çünkü o tümüyle varlığında fani olmuş ve muvahhit olmanın numunesi haline gelmiştir. Gerçekten de tevhit iddiası ameli olarak ve ilahi mizanda ölçülecek olursa kâmil insandan başka kimse buna layık görülmez ve Müslüman bir fert tüm şeylerden bağını kesip fani olmadıkça müşrik sayılır ve Allah’ı istemede yetersiz sayılır. Bu nedenle tevhit iddiasında bulunmak ve onun hakkında tartışmak ayrı bir konu, onun insanda gerçekleşmesi ise bambaşka bir konudur. Kur’an bu hususta şöyle buyurur: Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.[4]

Bu hususta daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki yanıtlara başvurabilirsiniz:

Vasıtasız bir şekilde Allah’a tevessül etmek ve O’nunla irtibat kurmak, 542 (Site: 590).

Allah’a yakınlaşmada vasıtaların rolü, 6940 (Site: tr7040).

Ehlibeyt’e tevessülün felsefesi, 1321 (Site: 1316).

 

 


[1] "لاحول ولا قوّة الا بالله".

[2] Maide Suresi, 35. ayet.

[3] Hucurat Suresi, 14. Ayet: "قالَتِ الْأَعْرابُ آمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَ لكِنْ قُولُوا أَسْلَمْنا وَ لَمَّا يَدْخُلِ الْإيمانُ في‏ قُلُوبِكُم‏"

[4] Yusuf Suresi, 106. ayet.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kadınlar Ev, arazi ve toprak gibi taşınmaz şeylerden irs götüremiyorlar. Hal böyle iken Hz. Fatma (s.a.) Fedek arazisinin kendisine ait ve onun hakkı olduğunu iddia edebiliyor mu?
    6365 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/05/23
    Yapılan iki işkâlın her birisinin iki farklı cevabı vardır. Birinci işkâla karşı şöyle denilmeli: 1.   Kadının topraktan (taşınmaz mülk) irs götüremesini nefiy eden rivayetler kadının kendi kocasının malından irs götüremesiyle alakalıdır. Kızın kendi babasının veya başkasının ...
  • Kuran’ı Kerim karı kocanın birbirlerine duydukları sevgi hakkında ne buyurmaktadır?
    3204 Tefsir 2020/01/20
  • Çocuklukta hırsızlığın hükmü nedir?
    8187 Maddi Haklar 2019/02/20
    Hırsızlık, insanın boynuna hem kul hakkı hemde hakkullah getiren büyük günahlardan biridir. Cezası olduğu gibi hukuki işlemde onun için tayin edilmiştir. Eğer hırsız ceza için ön görülen bütün şartları taşıyorsa sağ elinin dört parmağı kesilmelidir.[1] Eğer baliğ olmamış bir insan hırsızlık yaparsa tayin ...
  • Gençte depresyonun göstergeleri ve tedavi yolu nedir?
    11793 Pratik Ahlak 2011/10/22
    Depresyon, bireylerdeki bir tür davranış veya duygusal bozukluğa denir. Çocuk ve gençliğe yeni adım atmış kimseler, çevrelerindeki birisinin (özellikle anne veya baba) ölmesinden kaynaklanan ruhsal baskı, ailenin anormal ve tabii olmayan tutumu, şiddet, baba veya annenin uyuşturucu bağımlısı olması sebebiyle ailenin güven ve sebattan yoksun olması veya ailevî uyuşmazlıklar ...
  • İbrahim makamı nedir? Ondan kastedilen nedir?
    46986 Eski Kelam İlmi 2012/02/18
    Mekke’deki belirgin işaretlerden birisi, İbrahim makamıdır; zira orası İbrahim’in (a.s) durduğu bir makamdır. İbrahim makamının tefsir ve manası hakkında bazıları tüm haccın İbrahim makamı olduğu görüşündedir. Bir grup İbrahim makamının “Arafe”, Meş’aru’l-Haram” ve “üçlü cemerat” olduğuna inanmaktadır. Bazıları da tüm Mekke hareminin İbrahim makamı sayıldığı görüşünü taşımaktadır. Ama mevcut ...
  • Namahremden suni saç ve suni tırnağı gizletmek vacip midir?
    8064 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    İmam Humeyni hazretleri (kuddise sırıhu) ve diğer değerli merciler şöyle buyurmuşlardır: Kadınlar suni saçları ve gizli (kalması gereken) ziynetleri (bilezik ve gerdanlıklar gibi) de namaz dışında kapatmaları gerekir.[1] Namaz esnasında ise suni olan saçları, ...
  • Dünyadaki insanlara baktığımızda insanların çoğunluğunun kötülüğe ve ...
    8364 Eski Kelam İlmi 2007/09/18
    İnsan fıtratı gereği Allah’ı ve hakkı aramakta, dine ve ahlaka eğilim göstermektedir. İnsanların çoğunluğu da bu yaratılışlarında bulunan bu çağrıya olumlu cevap vermektedirler. İnsanlar hakkın peşindedirler. Ama bazen o eğilimlerini somutlaştırırken hata ediyorlar. Gerçek şu ki iç ve dış bazı faktörler, onların hakkı tanımalarına ve ona yönelmelerine ...
  • Şiaya göre büyük günahın konumu nedir?
    24962 Eski Kelam İlmi 2011/12/10
    Büyük günah konusunda Müslüman fırkalar arasında çoğu siyasi olan ifrat ve tefritler vardır.Bunun en belirgin örneği Mürcie ve Hariciler’dir. Mürcie, zalim yöneticileri temize çıkarmak için zahiri imanı veya Müslümanlık iddiasını ve görüntüyü korumayı yeterli görmekte, büyük küçük hiç bir günahın hatta Ehl-i Beyt’in ...
  • İmam Hasan (a.s) daha büyük olmasına rağmen neden imamet İmam Hüseyin’in (a.s) evlatlarına intikal etmiştir?
    12002 Eski Kelam İlmi 2010/09/22
    Yanıta ulaşmak için bir takım noktalara dikkat etmek gerekmektedir: 1. İmamet makamına ulaşan bir şahıs masumiyet, ilim, cesaret, cömertlik vb. şart ve özellikler taşımalıdır. Bu şartların kimin karakterinde tahakkuk ettiğinin teşhisi insan için mümkün olmadığından, imamet makamı Allah tarafından atanılan bir ...
  • Kadın zarif bir varlık mıdır yoksa zayıf bir insan mı?
    12014 Eski Kelam İlmi 2010/12/05
    Kur’an’a göre kadının makamı çok yüksektir. Kur’an yaratılış yönünden kadın ve erkeği aynı cinsten olduğunu söylemekte ve insanlıkta bir bilmektedir. Bu semavi kitap özel ilahi lütufa nail olan, vahiyin rububi makamınaçıkan ve meleklerin konuştuğu kadınlardan bahsetmiş, iman ve Allah yolunda mukavemetin örnekleri olan ...

En Çok Okunanlar