Gelişmiş Arama
Ziyaret
12792
Güncellenme Tarihi: 2012/06/19
Soru Özeti
Akli Burhan ile Fıkhi Kıyas arasındaki fark nedir?
Soru
Akli Burhan ile Fıkhi Kıyas arasındaki fark nedir?
Kısa Cevap

Fakihler nezdinde kıyas ıstılahı, mantık ve felsefedeki “temsil” (analoji) ıstılahıyla aynıdır. ”  kıyas ve temsilden maksat birinci şeyin hükmünü ikinci bir şeye, iki şeyde nitelik benzerlik olduğundan dolayı sirayet etmektir.

Burhan, mantık ilminde “kıyas” türlerinden bir ıstılahtır ki yakini mukaddimelerden (öncül) oluşur ve verdiği netice de yakinidir.

Şia, İmamlarını (a.s.) takiben baştan beri fıkıhsal kıyasa şiddetli bir şekilde muhalefet etmiş. İmamların (a.s.) fıkıhsal kıyasa karşı çıkmalarının temel delili şudur ki hükümlerin teşri edilmesine neden olan illete ve felsefeye ulaşmak fakihlerin işi olmamasıdır. Bu nedenle temsil yöntemiyle gözetilen müşterek unsurun hükümlerde keşfedilmesi kesin olamaz. Dolayısıyla bu doğrultuda verilen hükümler Allahın hükmü olamazlar.

Ayrıntılı Cevap

Felsefe ve Mantıkça Akli Burhan

Burhanın dakik tarifine varabilmek için mantık ilminde istidlali üç kısma ayrıldığına dikkat etmek lazım: “Temsili istidlal”, (tikelden tikele varım =Analoji) “kıyassal istidlal”, (tümden tikele varım = dedüksiyon), “istikra’i istidlal” (tikelden tüme varım = endüksiyor).

Temsili İstidlal (Analolji)

Bu istidlal türünde iki şey bir nitelikte müşterek olduğundan dolayı biricisinin hükmü ikincisine sirayet ettiriliyor. Fıkıhta bu tür istidlale kıyas dinir. Dikkat edilmesi gerekir ki bu kıyas mantık ilminde var olan kıyastan farklıdır. Burhan konusunu açıkladıktan sonra temsilin fıkıhtaki konumu daha fazla açıklamaya çalışacağız.

Kıyassal İstidlal (Dedüksiyon):

Açıklandığı gibi istidlalin bir diğer türü “temsili istidlal”den farklı “kıyassal istidlaldir”. Bu istidlal de kendi arasında kaç kısma ayrılıyor. Bu türden olan kıyasta eğer tarafı ikna etmek için yakini mukaddimelerden (öncüller) istifade edilirse ona “burhansal kıyas”, eğer kabul etmiş olduğu kabullerden (müsellemat) istifade edilirse “cedel”, eğer meşhurlardan istifade edilirse ona “hitabe”,  eğer iddiayı ispatlamak için hayallerden istifade edilirse “şiir” diniliyor. Mugalata (demagoji) da kıyasın bir diğer kısmı olup fasit bir kıyastır. Fasit oluşu ya madde cihetiyle ya suret (form) cihetiyle veya her iki cihetledir.

Burhanın konumu ve burhanın temsile (analolji) olan oranı tanındıktan sonra burhanın kıyassal bir istidlal türü olduğu çok net bir şekilde açıklanmış oldu. Yani mukaddimesi yakini şeylerden şekilleniyor. Ama temsilde yani fıkıh ıstılahında kıyas olarak bilinen kıyas da mantıktaki kıyas türünden farklı bir istidlal türüdür. Mantık ıstılahında zikir edilen kıyas türlerine; burhan, cedel, şiir, hitabe ve mugalata şeklinde olan kıyas türlerine “beş sanat” denilmektedir. Dikkate şayandır ki felsefede kabul görülen tek istidlal türü “burhan” olarak bilenen (öncüleri yakini olan) burhandır.

Fıkıhsal Kıyas

Fakihler ıstılahınca kıyas mantıktaki temsil (analoji yani benzetimli akıl yürütme)dir.  Yani felsefe ve hikmetin (tahminle) bir konu hakkında elde etmiş olduğu hükmü, benzer yerlere sirayet ettirmektir.[1]

İstinbatta Fıkıhsal Kıyasın Kaynağı

Şia anlayışında fıkıh kaynakları kur’an, sünnet, icma ve akıldır. Ehlisünnet arasında “ehli rey ve kıyas ehli” olarak meşhur olan bazıları, kur’an, sünnet, icma ve akılın yanı sıra kıyası da hüccet saymışlardır. Bunların maksadında olan kıyas tarifi mantıktaki temsilin aynısıdır.

Ehlisünnetin dört imamlarından bu anlamdaki kıyası kabul etmekle çok meşhur olan kimse Ebu Hanife’dir. Ehlisünnetin kıyasa yönelmesinin nedeni bazı tarihi meselelere dönüyor ki pratik olarak ehlisünnetin elini ehlibeytin zengin mirasından uzaklaş olmasıdır. Şehit Mutahhari ehlisünnetin kıyasa yönelmesinin nedeni hakkında şöyle diyor:

“Ehlisünnet pratik alanda İslami hükümlerde bir eksiklikle karşılaşıyor. Bir meseleyle karşılaşıyorlardı ve karşılaşmış oldukları mesele hakkında kur’an’da hükmünün beyan edilmediğini görürlerdi. (Nakil edilmiş miktardaki) sünnete müracaat ediyorlardı sünnette de söz konusu meselenin hükmünün beyan edilmediğini müşahede edince, hükümsüz da bırakılamayacağına göre bu meselenin hükmü belirlenmesi gerekiyor ama hangi bir yöntemle ve nasıl? İşte bu doğrultuda çare olarak kıyas yapma yöntemini ortaya atılar. Kıyas yani kur’an’da veya sünnette hükmü belirtilmiş olan bir meselenin hükmünü, hükmü belirlenmemiş olan söz konusu meseleye, ikisi arasında var olan benzerlikten dolayı sirayet ettirmektir. Yani kuranı kerimde falan meselenin hükmü belirlenmiş ama karşılaştığımız meselenin hükmü ise belirlenmemiştir. Ancak ikisi arasında şu nitelikte bir benzerlik vardır. Dolayısıyla hükmü belirlenmiş olan meselenin hükmü ona benzer olan meselenin de hükmüdür kararlaştırıyorlar. Peygamberin (s.a.a) falan meselede şu hükmü şu illet ve nedenden dolayı olabilir, aynı neden burada da var olmaktadır. O halde burada da aynı hüküm vardır diyorlar.  Buradaki hüküm, “olabilir ve şayet” esasına bina edilmiştir. Bunun yanı sıra sünnetin yeterli olmadığı yerler bir ve iki mesele değildi. İslam dünyası özellikle Abbasiler döneminde çok genişlemişti. Farklı şehirler ve ülkeler fetih edilmiştir. İhtiyaçlar aralıksız mesele yaratıyorlardı. Kitaba ve sünnete bakarlardı bu meselelerin hükmünün belli olmadığını görürlerdi. Dolayısıyla sürekli kıyas yaparlardı. Bu doğrultuda iki fırka şekillendi; birsi kıyasa karşı diğeri kıyası kabul etti. Malik b. Enes (kendi ömründe sadece iki meselede kıyas yaptığı söylenmektedir) ve Ahmet b. Hanbel karşı idiler. Diğer fırka kıyasın önünü açtı yedinci göğe kadar gitti. Ebu Hanife gibi. Ebu Hanife şöyle diyordu: peygamberden nakledilen bu sünnetler gerçekten peygambere (s.a.a.) ait olduğu kesinlikle güvenilir değildir ve bu doğrultuda şöyle deniliyor ki Ebu Hanife şöyle demiş: Sadece on beş hadis benim için peygambere (s.a.a.) ait olduğu kesin olarak sabit olmuş, diğerleri sabit olmamıştır. Bu nedenle Ebu Hanife hadislerin Peygambere ait olduğu sabit olmadığı yerlerde kıyas yapıyordu”.[2]     

Istınbatta Fıkıhsal Kıyasın Yeri

Şia, İmamlarını (a.s.) takiben baştan beri fıkıhsal kıyasa şiddetli bir şekilde muhalefet etmiş. İmamların (a.s.) fıkıhsal kıyasa karşı çıkmalarının temel delili şudur ki hükümlerin teşri edilmesine neden olan illete ve felsefeye ulaşmak fakihlerin işi olmamasıdır. Bu nedenle temsil yöntemiyle gözetilen müşterek unsurun hükümlerde keşfedilmesi kesin olamaz. O halde fıkıhsal kıyasa dayanarak istihraç edilen her hüküm nakıs olabilir. Bazı rivayetlerde imam Sadık’ın (a.s.)Ebu Hanife ile yapmış olduğu münazarada kıyasın konumuna ve değerine işaret edilmiş. Burada kısa bir şekilde ona değineceğiz.

İmam Sadık (a.s.) Ebu Hanife’ye şöyle buyurdu: “Oruç ve Namazdan hangisi Allah katında daha önemli ve büyüktür? Ebu Hanife, namaz daha büyüktür diye cevap Verdi. İmam şöyle dedi: o halde neden kadın hayız olduğu dönemde kılmadığı namazı kaza etmekle mükellef değildir ama tutmadığı orucu kaza etmekle mükelleftir? (Normalde eğer kıyasla cevap vermeye kalkışırsan namaz daha önemli olduğu için namazı kaza etmesi gerekiyor demen lazım). Yine şöyle buyurdu: İdrar mı kötü yoksa meni mi? Ebu Hanife idrar kötüdür şeklinde cevap verdi. Senin kıyasına göre idrar için gusül yapılması gerekir meni için değil. Oysa Allah meni için guslü karar kılmış. Sonra hükmün illetini beyan ederek şöyle buyurdu: meni ihtiyari ve bedenin tüm yerlerinden ve kaç günde bir sefer geliyor ama idrar zorunlu ve günde kaç defa insandan çıkıyor”.[3]       

 


[1] RIZAYİ, Muhammed ali, “Pejohişi Der İcaz Kur’an”,, Reşt: İntişarati Kitabi Mubin”, 1381, Şemsi,, s. 85.

[2] Mutahhari, Murtaza, “Mecmuayi Asar”, Tahran: İntişarat-i Sadra, s. 85.

[3] Bkz. MECLİSİ, Muhammed Bakır, “İhticacat”, farça Tercümesi: Musa Husrevi, Tahran, İntişarati İslami, 1379, Şemsi, c. 2, s. 119.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar