Gelişmiş Arama
Ziyaret
12719
Güncellenme Tarihi: 2010/07/17
Soru Özeti
İslam ve imanın şartları nelerdir?
Soru
Bir insan İslama girdiği zaman, onun Allah’a, İslam Peygamberine ve meleklere inanması gerektiğini biliyorum, ama duyduğuma göre, böyleleri beş temel konuyu bilmeleri, onları derketmeleri, bir Müslümandan beklenen her şeyi yerine getirmeleri ve bilgi sahibi olmalarıda gerekiyormuş. Peki eğer bütün bunları derketseler ama örneğin namaz kılmasalar yinede Müslüman sayılırlar mı? Yine bir yerde dünyada 1.2 milyar Müslüman olduğunu okumuştum, ama bazılarına göre bu yanlış bir düşüncedir. Zira Müslümanların çoğu İslamı yaşamıyor, İslami amelleri yerine getirmiyor ve cahilce yaşıyorlar. Böylelerine yinede Müslüman denilebilir mi?
Kısa Cevap

İslamın ve imanın dereceleri vardır. Şehadetyni yani ‘Eşhedü en la ilahe illallah’ ve ‘Eşhedü enne Muhammeden Resulullah’ı söyleyen herkes Müslümandır ve bu İslamın ilk derecesidir. Dolayısıyla kendisinin ve çocuklarının bedeninin pak olması, Müslüman kadınla evlenmesi, Müslümanlarla yaptığı ticaretin doğru oluşu, mal, can ve ırzının haram ve özel bir saygıya tabi tutulması gibi İslami hükümlerin tümü ona uygulanır. Şehadeteyni söylemenin gereği namaz, oruç, humus, zekat, hac gibi farzları yerine getirmek, melek, mead, cennet, cehenneme iman etmek ve bütün peygamberleri ilahi mesajları getirenler olarak kabul etmektir. Bunlar imanın sonraki ve daha kamil dereceleridir.

Farzları yerine getirmenin yanı sıra günahları terketmekte iman derecesinin daha fazla yükselmesine neden olur. Kur’an’ın, Peygamberimizin (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) emir ve tekitlerine göre ‘On iki İmamın (a.s) velayeti’ kabul edilmezse sadece Müslümanım demekle ve onun ahkâmına amel etmekle iman, Allah’ın istediği kemal derecesine ulaşmayacak ve Onun katında kabul görmeyecektir. Açıktır ki gerçek bir Müslüman ve mümin batınında da müşrik ve münafık olmamalıdır; böyle olursa yaptığı amellerininde ona bir faydası olmayacak, onu İlahi gazaba uğratacak, onu saadet ve kemale götürmeyecektir.

Dolayısıyla bugün yeryüzündeki bu kadar (1.2 milyar) insan, İslamın aşağı derecesinde olsalar da şehadetyni söyledikleri için Müslümandırlar; ahkâma amel etmedikleri için İslam’dan çıkmazlar.

Ayrıntılı Cevap

İslam lügatte teslim olmak ve itaat etmek manasına gelir. Istılahta ise Allah’ın Hz.Muhammed’le (s.a.a) gönderdiği son ilahi şeriat olan kapsamlı, evrensel ve kıyamete kadar değişmeden kalacak din kastedilmektedir.

Bu dini diğer dinlerden ayıran en büyük özellik Allah-u Teala’nın birliğine, Resul-ü Ekremin (s.a.a) hatemiyetine ve katışıksız tevhidi öğretilere inanmaktır. İslama inanıp iman etmenin dereceleri vardır. Aşağıda bu derecelere işaret ediyoruz:

İslama girmenin ilk şartı -ki aynı zamanda ilk derecesidir- tevhidi ve nübüvvet ilkelerini kabul etmektir. Kelime-i Tayyibe olan ‘La ilahe illallah’ İslam dinin aslı ve özü olup tevhid’in bütün boyutlarını kapsamaktadır. Resul-ü Ekremin (s.a.a) risaletine ikrar etmek demek, Onun ve dininin hatemiyetine inanmak, diğer bütün dinleri, yolları reddetmek demektir. İmanın diğer ve üst dereceleri bu İlahi Resulün bütün öğretilerine, bütün emir ve yasaklarına tartışmasız boyun eğmekle başlar ve yukarı doğru gider.

   

Bu yüzden bu ikisine şehadet veren kimse diğer din ve mekteplerden ayrılır, İslam dinine girer ve evlenmek, ticaret yapmak, kendisinin ve çocuğunun bedeninin pak olması gibi bir Müslümana uygulanan tüm hükümler onada uygulanır.[1] Canı, malı muhterem, onu savunmak Müslüman yöneticiye ve İslam toplumuna farzdır. Bu imanın en düşük derecesidir. İmanın bu derecesinde olanlara şirk ve küfür nispeti verilemez. Ama Hariciler, fasık ve büyük günah işleyen Müslümanlara kafir diyor, onların kanını dökmeyi mübah görüyorlardı. Mutezili böylelerine ne mümin diyor, ne de kafir; Vahhabiler ise mühüre (toprağa) secde etmeyi, Masum İmamların (a.s) türbelerini öpmeyi ve Onların toprağına teberrük etmeyi şirk sayıyor ve kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları müşrik olarak görüyorlar. Bu fırkaların tümü sapıktır.

 

Oniki İmam Şiası (Caferiler) -ayetler ve Masum İmamların (a.s) rivayetlerinden yola çıkarak- imanın ve amellerin Allah katında kabül şartının on iki kişinin imam, veli ve Resulullah’ın (s.a.a) vasisi olarak kabul etmek olduğunu söylüyorlar. Zira Peygamberi (s.a.a) ve tahrif olmayan bir vahiy olarak Kur’an’ı tasdik etmenin gereği Kur’an’ın ve Resul-ü Ekremin (s.a.a) söylediklerine harfiyen uymaktır. Kur’an’ın ve Resulün (s.a.a) isteklerinden birisi Ehl-i Beyt’i (a.s) takip etmek ve Onlara itaat etmektir. Masum imamlara (a.s) karşı gelmek Allah’a ve Resulüne karşı gelmektir. Kur’an’da da belirtildiği gibi İmanın derecesi İslamdan sonra gelmekte ve imanın ilk dereceside İslamın derecelerinden üstündür. İmanında dereceleri vardır. Kur’an-ı Kerim imanın yeterlilik haddini şöyle sergiliyor: İyilik, Allah’a, Ceza gününe, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere iman getirmektir;[2] küfür, nifak ve şirki ise cehennemde ebedi kalmanın, İslamdan ve imandan çıkmanın nedenleri olarak saymaktadır.[3] Dolayısıyla bir Müslümanın sahip olması gerek en düşük iman şöyle olmalıdır:

a) Tevhidi bütün boyutlarıyla kabul etmek.

b) Resul-ü Ekremin (s.a.a) risaletine ve hatemiyetine inanmak.

c) Velayete boyun eğmek başta olmak üzere Onun (s.a.a) bütün emir ve yasaklarına uymak.

d) Ölümden sonraki yaşama ve Kur’an’ın, Resulün (s.a.a) ve Velinin (a.s) bu konuda söyledikleri detaylara inanmak.

Ancak, gerçek iman, şeriatın buyruklarına amel etmeyi gerektirdiğinden Allah ve Resulünün buyruklarına amel etmemek, her ne kadar İslamın zahiri ahkamının icra edilmesine engel olmasada, insanın hidayeti ve gerçek saadeti için faydalı olmayacaktır. İşte bu yüzden Kur’an-ı Kerim saadetli bir yaşama ulaşmayı iman ve salih amelin birlikte olmasına bağlamaktadır.[4]

Bu ikisinden yalnızca birine sahip olduğunu söyleyen, yani imanlı olduğunu söyleyipte ameli olmayan veya salih olupta imanı olmayan kimse uçamayan tek kanatlı kuşa benzer. Böyle biri asla saadetin ve kemalin doruğuna ulaşamaz. Fakat eğer kendini değiştirise, imanını salih amelle, salih amelinide İslamla ortaya koyar ve onun yüce öğretileriyle birlikte kabul ederse o zaman ilahi dergaha yakın olur ve cennete gider. İslama, imana, Allah ve Resulünün buyruklarına olan bilgi ne kadar çok olursa, şeriatın buyruklarına ne kadar çok ve daha ihlaslı amel edilirse insanın imanıda o kadar çoğalacaktır.

Burada birkaç noktaya işaret etmeyi gerekli görüyoruz:

1- İmanla salih amel arasında karşılıklı bir ilişki vardır. İman güçlü olduğu ölçüde salih amellerin niteliği, niceliği artacak, isyan ve azgınlıklar azalacaktır. Ve salih amellere ve büyük günahlardan kaçınmaya ne kadar çok önem verilse imanda kalbe o kadar çok yerleşecektir. Böylece insan hedeflediği saadetine ulaşacak, insaniyetin zirvesinde gururla tecelli edecektir. Günah işlemek ve onlarda ısrar etmek ise imanın zamanla kalpten silinmesine neden olur. Günah işlemek imanın zayıf olduğunu gösterir.

2- Diğer peygamberlere ve orijinal kitaplarına iman etmek, onların şeriatına amel edilecek anlamına gelmez. Zira onların bazılarının şeriatı yalnızca kendi kavimlerine aitti, bazılarınınki ise sonradan gelen şeriat ve kitapla birlikte hükmü kaldırılmıştır. Yani onlara amel etme süresi bitmiştir. Onlara iman etmek demek, şeriatlarına amel etmeyi gerektirmez; bunun manası Onları Allah’ın peygamberleri olarak kabul etmek, makamlarına ve zahmetlerine saygı göstermek demektir.

3- Müslümanı gayrı müslimden ayıran ibadi amellerin en önemlileri ‘Füru-u Din’ adı altında toplanmaktadır. Füru-u Din’i öğrenmek ve tümüne amel etmek, yükümlü olan herkese gereklidir. Öte yandan bunlara, dinin zaruretlerinden olduğunu inkar etmeden amel etmemek insanın cennet derecelerinden düşmesine neden olacak ve eğer ömrünün sonuna kadar böyle devam eder, telafide edilmezlerse devamlı bir azabı peşinden getierecektir.

4- İman bütün olmalıdır, zira iman bölünemez. Gerçek manada Müslüman ve mümin olan, ‘Ben dini öğretilerin bir kısmını, ameli hükümlerinde bir kısmını alıyorum.’ diyemez. Çünkü Kur’an’a göre böyle bir tutum Allah’a, kıyamete ve Peygamberlerin nübüvvetine iman değil, heva ve hevese göre takınılan bir tutum olup küfür sayılmaktadır.[5]

5- İman ve salih amelin güçlü ve zayıf olmak üzere çeşitli dereceleri vardır. Bütün salih müminler aynı derecede değillerdir; Allah katında ve cennetteki makamları farklıdır. Öyleyse imanın güçlenmesi, salih amelin nitelik ve niceliğinin yükselemesi için hak ilkeler öğrenilmeli, daha fazla dikkat ve azim gösterilmelidir. Ancak bu şekilde üstün mertebelere ulaşılabilir.[6]

6-İslamın temel inançlarından birini veya farzlığı zaruri olan farzlardan birini, yine haramlığı zaruri olan haramlardan birini inkar etmek dinin zaruretlerinden birini inkar etmek demektir. Bu durum özel şartlarda insanın İslamdan çıkmasına ve mürted olmasına neden olur.

Sonuç olarak İslamla iman arasında fark vardır. Daha öncede değindiğimiz gibi İslamın dereceleri olduğu gibi imanında dereceleri vardır. Yeryüzündeki bu kadar (1.2 milyar) insan şehadetyni söylediği için Müslümandır ve İslamın düşük derecesinde olsalar dahi İslamın ahkâmı onlara uygulanır. Ahkâma amel edilmemesi onların İslamdan çıkmasına neden olmaz.

 

Daha fazla bilgi için bkz:

1-Gerçek Müminleri Tanımak (863. Soru).

2- Müslümanların Amelleriyle Dini İnançlarin Tezadı (798. Soru)

3- Kur’an Göre İslamla Müslümanın Manası (829. Soru)

Kaynaklar:

-Cafer Subhani, Milel ve Nihel, c.2, s.53 (Merkez-i Müdüriyet-i Havza Yayınları, 2. Baskı, Kum, h.ş.1366).

-Abdulkerim Şehristani, Milel ve Nihel, c.1-2, s.46 (el-Anglo-Mısır), 2. Baskı, Mısır, h.k.1375).

- Muhammed Saidi Mehr, Amuzeş-i Kelam-ı İslami, c.1-2, s.161-163 (1. cild) ve s.135 (2. cild) (Taha Yayınları, 2. Baskı, Kum, h.ş.1381)

- Hace Nasıruddin Tusi, Keşf-ul Meram, s.454 (Şekuri Yayınları, 4. Baskı, Kum, h.ş.1373)

- Muhammed Taki Misbahyezdi, Amuzeş-i Akaid, c.3, s.126-163, 54 ila 58 dersler (Sazman-ı Tebligat-ı İslami Yayınları, 12. Baskı, Kum, h.ş.1376)

- Muhammed Taki Misbahyezdi, Ahlak Der Kur’an, c.1, s.122-145, (Müessesei Amuzeşi ve Pejuheşi-i İmam Humeyni (k.s) Yayınları)


[1] - Gayr-i Müslimin bedeninin pak olması konusunda (kitap ehli olsun ya da olmasın) İslam alimlerinin arasında farklı görüşler vardır. Bu konu için alimlerin ilmi eserlerine başvurunuz.

[2] - Bakara/177-285; Nisa/136

[3] - Nisa/140 ve 145

[4] - Nahl/97, Bakara/103, Nisa/57 ve 122

[5] - Bakara/85, Nisa/150-151

[6] - Müslümanların Temel İnançları (888.) sorusudan alınmıştır.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Eğer tırnaktaki ojeyi temizleme imkânı yoksa vazife cebire abdesti almak mıdır yoksa teyemmüm mü?
    21449 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Belirtilen soruyu büyük mercilerin bürolarından sorduk ve alınan yanıtları aşağıda açıklıyoruz: Hz. Ayetullah Uzma Hamaney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Sorudaki durumda cebire abdesti alması gerekir.Hz. Ayetullah Uzma Safi Gülpaygani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Eğer abdest ve gusül yerine bir şey yapışmışsa ve bunu kaldırmak mümkün ...
  • İnsanın zatının kaynağı nedir ve bunun davranışlardaki etkisi nasıldır?
    10250 Yeni Kelam İlmi 2009/10/22
    Hikmet-i Mütealiye’ye göre zatlar önce belirsiz bir şekilde vardırlar, sonra maddi var oluşla belirlenmektedirler. Ondan sonrada bireysel bir varlığa sahıp olurlar.İnsanın zatı, onun ortaya çıkışının başlangıcından itibaren onunla beraber olup maddi ve manevi boyutlarını kapsamaktadır. Genellikle maddi ...
  • İslam kelamı nasıl vücuda geldi ve kelamla isimlendirilmesinin illeti ve fırkalar hakkında kısa açıklama yapınız?
    8891 Eski Kelam İlmi 2012/08/16
    Hicretin birinci asrın sonunda İslam ülkelerinin alanları göze çarpacak bir şekilde değişti ve ilime özel bir konum ihtisas edildi. En önemli ilimlerden birisi kelam ilmidir ki dini konuları yeni bir bakışla değerlendirmeye tabi tuttu. Bu ilmin vücuda gelmesi için dâhili ve harici olmak üzere birçok amil neden ...
  • İsm-i A’zam, Kerrubin, Tis’a Ayat, Tabut-i Şehadet vb. gibi deyimlerin açıklamasını yapabilir misiniz?
    9660 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/06/16
    İsm-i A’zam’ı ve diğer yüce ve derin manaları içeren ‘Semat’ ya da ‘Şebbur’ duası meşhur irfani dualardandır. Semat duasının bazı bölümleri hakkında özetle şöye diyebiliriz: Bu duada Allah’ın İsm-i A’zam’ına, Peygamberlere ve Allah’ın peygamberiyle konuştuğu, vahyettiği mukaddes yerlere yemin verilmiş veya dua edilmiştir. Duanın cümle ...
  • Ayakkabı giymenin adabı nedir?
    21313 Pratik Ahlak 2012/05/12
    İslam dini semavi dinlerin en sonuncusu, en kâmili ve en camiidir. Bu bağlamda İslami öğretiler insanın tüm boyutlarını; bireysel ve toplumsal yönlerini her zaman ve her mekân için göz önünde bulundurmuş ve onun tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor. Her halükarda İslam dininin hakkında nazar vermiş ve adap belirlemiş ...
  • Neden İdeolojimizin ve dünya görüşümüzün bazı gerekliliklerini terk etmemiz yanlış karşılanmaktadır?
    5782 چیستی دین 2020/01/22
    Aslında İdeoloji sözlükte inanç bilimi olarak geçer. Ama inanç ve düşünce sistemi yerine istimal edilmektedir.Terminolojik olarak ise bazen genel anlamda Teorik ve pratik düşünceler bütünü olarak istimal edilmekte; bazen ise özel anlamda dünya görüşünün karşısında kullanılmaktadır.İkinci anlamında kullanılacak olursa İdeoloji, insan ...
  • Hz. Meryem’in makamının yükselmesine neden olan şey nedir?
    16248 زن 2012/06/26
    Kur’an ve hadislerden anlaşılan şu ki; İmran’ın kızı Meryem, mali bakımından iaşesini idare edebilecek bir güce sahip değil ve böyle fakir bir ailede (zira o doğmadan önce babası vefat etmişti) dünyaya gelmiştir. Bu neden dolayı onun sorumluluğunu Hz. Zekeriya (Meryem’in teyzesinin kocası) üstlenmişti. Bu değerli ...
  • Nelerin üzerine secde etmek caizdir?
    4148 Secde 2019/03/12
    Bu konuda var olan genel kaide: yere ve yerden biten şeylerin üzerine secde etmenin sahih olduğudur. Elbette yerden biten şeyin insanın kullandığı yiyecek ve giyecek olmaması şartı vardır. Öyleyse buğday, arpa ve pamuk gibi bitkilerin üzerine secde etmek doğru değildir. Üzerine secde etmenin sahih olduğu nesnelere bazı ...
  • Şirk nedir?
    21083 Eski Kelam İlmi 2009/10/10
    Şirk lügatte, pay vermek anlamındadır, Kur’ani kullanışta ise şirkten kasıt Allah-u Teala’ya ortak ve benzer koşmaktır. Şirk, tevhit ve “hanifliğin karşısında yer almaktadır. Hanif yani, istikamet ve itidale yönelmek. Muvahhit insanlar şirkten yüz çevirip tevhit esasına yöneldikleri için onlara hanif denir.
  • İslami vahdetin gerçek manası nedir?
    4662 شیعه و دیگر مذاهب 2019/12/08
    İslami vahdetten kasıt mezheplerin ezcümle Şia ve Ehlisünnetin bir olması anlamında değildir. Çeşitli İslam mezheplerinin Müslümanların birlik ve beraberliğini kurmaları ve korumaları anlamındadır. Bütün Müslümanlar farklılıklara rağmen sahip oldukları birçok ortak noktadan yola çıkarak İslam düşmanları karşısında tek saf olmaları ve yabancı güçlerin Müslümanlara sulta kurmasının önüne ...

En Çok Okunanlar