Gelişmiş Arama
Ziyaret
10908
Güncellenme Tarihi: 2010/07/17
Soru Özeti
İslam ve imanın şartları nelerdir?
Soru
Bir insan İslama girdiği zaman, onun Allah’a, İslam Peygamberine ve meleklere inanması gerektiğini biliyorum, ama duyduğuma göre, böyleleri beş temel konuyu bilmeleri, onları derketmeleri, bir Müslümandan beklenen her şeyi yerine getirmeleri ve bilgi sahibi olmalarıda gerekiyormuş. Peki eğer bütün bunları derketseler ama örneğin namaz kılmasalar yinede Müslüman sayılırlar mı? Yine bir yerde dünyada 1.2 milyar Müslüman olduğunu okumuştum, ama bazılarına göre bu yanlış bir düşüncedir. Zira Müslümanların çoğu İslamı yaşamıyor, İslami amelleri yerine getirmiyor ve cahilce yaşıyorlar. Böylelerine yinede Müslüman denilebilir mi?
Kısa Cevap

İslamın ve imanın dereceleri vardır. Şehadetyni yani ‘Eşhedü en la ilahe illallah’ ve ‘Eşhedü enne Muhammeden Resulullah’ı söyleyen herkes Müslümandır ve bu İslamın ilk derecesidir. Dolayısıyla kendisinin ve çocuklarının bedeninin pak olması, Müslüman kadınla evlenmesi, Müslümanlarla yaptığı ticaretin doğru oluşu, mal, can ve ırzının haram ve özel bir saygıya tabi tutulması gibi İslami hükümlerin tümü ona uygulanır. Şehadeteyni söylemenin gereği namaz, oruç, humus, zekat, hac gibi farzları yerine getirmek, melek, mead, cennet, cehenneme iman etmek ve bütün peygamberleri ilahi mesajları getirenler olarak kabul etmektir. Bunlar imanın sonraki ve daha kamil dereceleridir.

Farzları yerine getirmenin yanı sıra günahları terketmekte iman derecesinin daha fazla yükselmesine neden olur. Kur’an’ın, Peygamberimizin (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) emir ve tekitlerine göre ‘On iki İmamın (a.s) velayeti’ kabul edilmezse sadece Müslümanım demekle ve onun ahkâmına amel etmekle iman, Allah’ın istediği kemal derecesine ulaşmayacak ve Onun katında kabul görmeyecektir. Açıktır ki gerçek bir Müslüman ve mümin batınında da müşrik ve münafık olmamalıdır; böyle olursa yaptığı amellerininde ona bir faydası olmayacak, onu İlahi gazaba uğratacak, onu saadet ve kemale götürmeyecektir.

Dolayısıyla bugün yeryüzündeki bu kadar (1.2 milyar) insan, İslamın aşağı derecesinde olsalar da şehadetyni söyledikleri için Müslümandırlar; ahkâma amel etmedikleri için İslam’dan çıkmazlar.

Ayrıntılı Cevap

İslam lügatte teslim olmak ve itaat etmek manasına gelir. Istılahta ise Allah’ın Hz.Muhammed’le (s.a.a) gönderdiği son ilahi şeriat olan kapsamlı, evrensel ve kıyamete kadar değişmeden kalacak din kastedilmektedir.

Bu dini diğer dinlerden ayıran en büyük özellik Allah-u Teala’nın birliğine, Resul-ü Ekremin (s.a.a) hatemiyetine ve katışıksız tevhidi öğretilere inanmaktır. İslama inanıp iman etmenin dereceleri vardır. Aşağıda bu derecelere işaret ediyoruz:

İslama girmenin ilk şartı -ki aynı zamanda ilk derecesidir- tevhidi ve nübüvvet ilkelerini kabul etmektir. Kelime-i Tayyibe olan ‘La ilahe illallah’ İslam dinin aslı ve özü olup tevhid’in bütün boyutlarını kapsamaktadır. Resul-ü Ekremin (s.a.a) risaletine ikrar etmek demek, Onun ve dininin hatemiyetine inanmak, diğer bütün dinleri, yolları reddetmek demektir. İmanın diğer ve üst dereceleri bu İlahi Resulün bütün öğretilerine, bütün emir ve yasaklarına tartışmasız boyun eğmekle başlar ve yukarı doğru gider.

   

Bu yüzden bu ikisine şehadet veren kimse diğer din ve mekteplerden ayrılır, İslam dinine girer ve evlenmek, ticaret yapmak, kendisinin ve çocuğunun bedeninin pak olması gibi bir Müslümana uygulanan tüm hükümler onada uygulanır.[1] Canı, malı muhterem, onu savunmak Müslüman yöneticiye ve İslam toplumuna farzdır. Bu imanın en düşük derecesidir. İmanın bu derecesinde olanlara şirk ve küfür nispeti verilemez. Ama Hariciler, fasık ve büyük günah işleyen Müslümanlara kafir diyor, onların kanını dökmeyi mübah görüyorlardı. Mutezili böylelerine ne mümin diyor, ne de kafir; Vahhabiler ise mühüre (toprağa) secde etmeyi, Masum İmamların (a.s) türbelerini öpmeyi ve Onların toprağına teberrük etmeyi şirk sayıyor ve kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları müşrik olarak görüyorlar. Bu fırkaların tümü sapıktır.

 

Oniki İmam Şiası (Caferiler) -ayetler ve Masum İmamların (a.s) rivayetlerinden yola çıkarak- imanın ve amellerin Allah katında kabül şartının on iki kişinin imam, veli ve Resulullah’ın (s.a.a) vasisi olarak kabul etmek olduğunu söylüyorlar. Zira Peygamberi (s.a.a) ve tahrif olmayan bir vahiy olarak Kur’an’ı tasdik etmenin gereği Kur’an’ın ve Resul-ü Ekremin (s.a.a) söylediklerine harfiyen uymaktır. Kur’an’ın ve Resulün (s.a.a) isteklerinden birisi Ehl-i Beyt’i (a.s) takip etmek ve Onlara itaat etmektir. Masum imamlara (a.s) karşı gelmek Allah’a ve Resulüne karşı gelmektir. Kur’an’da da belirtildiği gibi İmanın derecesi İslamdan sonra gelmekte ve imanın ilk dereceside İslamın derecelerinden üstündür. İmanında dereceleri vardır. Kur’an-ı Kerim imanın yeterlilik haddini şöyle sergiliyor: İyilik, Allah’a, Ceza gününe, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere iman getirmektir;[2] küfür, nifak ve şirki ise cehennemde ebedi kalmanın, İslamdan ve imandan çıkmanın nedenleri olarak saymaktadır.[3] Dolayısıyla bir Müslümanın sahip olması gerek en düşük iman şöyle olmalıdır:

a) Tevhidi bütün boyutlarıyla kabul etmek.

b) Resul-ü Ekremin (s.a.a) risaletine ve hatemiyetine inanmak.

c) Velayete boyun eğmek başta olmak üzere Onun (s.a.a) bütün emir ve yasaklarına uymak.

d) Ölümden sonraki yaşama ve Kur’an’ın, Resulün (s.a.a) ve Velinin (a.s) bu konuda söyledikleri detaylara inanmak.

Ancak, gerçek iman, şeriatın buyruklarına amel etmeyi gerektirdiğinden Allah ve Resulünün buyruklarına amel etmemek, her ne kadar İslamın zahiri ahkamının icra edilmesine engel olmasada, insanın hidayeti ve gerçek saadeti için faydalı olmayacaktır. İşte bu yüzden Kur’an-ı Kerim saadetli bir yaşama ulaşmayı iman ve salih amelin birlikte olmasına bağlamaktadır.[4]

Bu ikisinden yalnızca birine sahip olduğunu söyleyen, yani imanlı olduğunu söyleyipte ameli olmayan veya salih olupta imanı olmayan kimse uçamayan tek kanatlı kuşa benzer. Böyle biri asla saadetin ve kemalin doruğuna ulaşamaz. Fakat eğer kendini değiştirise, imanını salih amelle, salih amelinide İslamla ortaya koyar ve onun yüce öğretileriyle birlikte kabul ederse o zaman ilahi dergaha yakın olur ve cennete gider. İslama, imana, Allah ve Resulünün buyruklarına olan bilgi ne kadar çok olursa, şeriatın buyruklarına ne kadar çok ve daha ihlaslı amel edilirse insanın imanıda o kadar çoğalacaktır.

Burada birkaç noktaya işaret etmeyi gerekli görüyoruz:

1- İmanla salih amel arasında karşılıklı bir ilişki vardır. İman güçlü olduğu ölçüde salih amellerin niteliği, niceliği artacak, isyan ve azgınlıklar azalacaktır. Ve salih amellere ve büyük günahlardan kaçınmaya ne kadar çok önem verilse imanda kalbe o kadar çok yerleşecektir. Böylece insan hedeflediği saadetine ulaşacak, insaniyetin zirvesinde gururla tecelli edecektir. Günah işlemek ve onlarda ısrar etmek ise imanın zamanla kalpten silinmesine neden olur. Günah işlemek imanın zayıf olduğunu gösterir.

2- Diğer peygamberlere ve orijinal kitaplarına iman etmek, onların şeriatına amel edilecek anlamına gelmez. Zira onların bazılarının şeriatı yalnızca kendi kavimlerine aitti, bazılarınınki ise sonradan gelen şeriat ve kitapla birlikte hükmü kaldırılmıştır. Yani onlara amel etme süresi bitmiştir. Onlara iman etmek demek, şeriatlarına amel etmeyi gerektirmez; bunun manası Onları Allah’ın peygamberleri olarak kabul etmek, makamlarına ve zahmetlerine saygı göstermek demektir.

3- Müslümanı gayrı müslimden ayıran ibadi amellerin en önemlileri ‘Füru-u Din’ adı altında toplanmaktadır. Füru-u Din’i öğrenmek ve tümüne amel etmek, yükümlü olan herkese gereklidir. Öte yandan bunlara, dinin zaruretlerinden olduğunu inkar etmeden amel etmemek insanın cennet derecelerinden düşmesine neden olacak ve eğer ömrünün sonuna kadar böyle devam eder, telafide edilmezlerse devamlı bir azabı peşinden getierecektir.

4- İman bütün olmalıdır, zira iman bölünemez. Gerçek manada Müslüman ve mümin olan, ‘Ben dini öğretilerin bir kısmını, ameli hükümlerinde bir kısmını alıyorum.’ diyemez. Çünkü Kur’an’a göre böyle bir tutum Allah’a, kıyamete ve Peygamberlerin nübüvvetine iman değil, heva ve hevese göre takınılan bir tutum olup küfür sayılmaktadır.[5]

5- İman ve salih amelin güçlü ve zayıf olmak üzere çeşitli dereceleri vardır. Bütün salih müminler aynı derecede değillerdir; Allah katında ve cennetteki makamları farklıdır. Öyleyse imanın güçlenmesi, salih amelin nitelik ve niceliğinin yükselemesi için hak ilkeler öğrenilmeli, daha fazla dikkat ve azim gösterilmelidir. Ancak bu şekilde üstün mertebelere ulaşılabilir.[6]

6-İslamın temel inançlarından birini veya farzlığı zaruri olan farzlardan birini, yine haramlığı zaruri olan haramlardan birini inkar etmek dinin zaruretlerinden birini inkar etmek demektir. Bu durum özel şartlarda insanın İslamdan çıkmasına ve mürted olmasına neden olur.

Sonuç olarak İslamla iman arasında fark vardır. Daha öncede değindiğimiz gibi İslamın dereceleri olduğu gibi imanında dereceleri vardır. Yeryüzündeki bu kadar (1.2 milyar) insan şehadetyni söylediği için Müslümandır ve İslamın düşük derecesinde olsalar dahi İslamın ahkâmı onlara uygulanır. Ahkâma amel edilmemesi onların İslamdan çıkmasına neden olmaz.

 

Daha fazla bilgi için bkz:

1-Gerçek Müminleri Tanımak (863. Soru).

2- Müslümanların Amelleriyle Dini İnançlarin Tezadı (798. Soru)

3- Kur’an Göre İslamla Müslümanın Manası (829. Soru)

Kaynaklar:

-Cafer Subhani, Milel ve Nihel, c.2, s.53 (Merkez-i Müdüriyet-i Havza Yayınları, 2. Baskı, Kum, h.ş.1366).

-Abdulkerim Şehristani, Milel ve Nihel, c.1-2, s.46 (el-Anglo-Mısır), 2. Baskı, Mısır, h.k.1375).

- Muhammed Saidi Mehr, Amuzeş-i Kelam-ı İslami, c.1-2, s.161-163 (1. cild) ve s.135 (2. cild) (Taha Yayınları, 2. Baskı, Kum, h.ş.1381)

- Hace Nasıruddin Tusi, Keşf-ul Meram, s.454 (Şekuri Yayınları, 4. Baskı, Kum, h.ş.1373)

- Muhammed Taki Misbahyezdi, Amuzeş-i Akaid, c.3, s.126-163, 54 ila 58 dersler (Sazman-ı Tebligat-ı İslami Yayınları, 12. Baskı, Kum, h.ş.1376)

- Muhammed Taki Misbahyezdi, Ahlak Der Kur’an, c.1, s.122-145, (Müessesei Amuzeşi ve Pejuheşi-i İmam Humeyni (k.s) Yayınları)


[1] - Gayr-i Müslimin bedeninin pak olması konusunda (kitap ehli olsun ya da olmasın) İslam alimlerinin arasında farklı görüşler vardır. Bu konu için alimlerin ilmi eserlerine başvurunuz.

[2] - Bakara/177-285; Nisa/136

[3] - Nisa/140 ve 145

[4] - Nahl/97, Bakara/103, Nisa/57 ve 122

[5] - Bakara/85, Nisa/150-151

[6] - Müslümanların Temel İnançları (888.) sorusudan alınmıştır.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • İmam Hüseyin (a.s) mateminde çıplak bir şekilde sine vurmanın hükmü nedir?
    4067 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2018/11/17
    Taklit mercilerin İmam Hüseyin (a.s) matem merasimlerinde sine vurmak için çıplak olunması hakkında fetvalarında göze çarpan çoğunlukla namahremin gözü önünde olmaması ve fesat içermemesi halinde caiz olduğu yönündedir. Aynı şekilde hiçbir taklit merci hızlı şekilde sine vurulmasını haram bilmemektedirler. Bilakis bunun müstahak olduğunu ifade edip tekit etmişlerdir. ...
  • İslamî olmayan devletlerin bankalarından borç almanın hükmü nedir?
    5893 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/22
    “Borç almak devlet bankasından olsa dahi zatı itibariyle şerî otoritenin iznine bağlı değildir ve faizli olsa bile durum hükmü açısından doğrudur. Ancak faizli olması durumunda ister Müslüman’dan veya Müslüman olmayandan, ister İslam devletinden veya İslamî olmayan bir devletten alınmış olsun sorumluluk açısından haramdır. Harama bulaşmayı caiz ...
  • Şeytanın mı nüfuzu ve kudreti fazladır yoksa Allah’ın mı?
    6738 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Hiç şüphesiz Allah’ın kudreti her şeyin yaratıcısı olması yönüyle bütün işlerde şeytandan daha fazladır. Hz. Âdem’in Allah’ın buyruğuna uymayarak şeytan’ın sözünü dinlemesi şeytanın sözlerinin gücü ve nüfusu nedeniyle değildi, şeytanın vesvesesinin sonucuydu, çünkü insan muhtar(irade sahibi) bir varlıktır. Kendi seçimlerinde değişik unsurların etkisi altındadır.
  • İslam Peygamberinin berzah yaşamı, ilmi ve bu dünyayı görmesi hakkındaki görüşünüz nedir?
    8665 Eski Kelam İlmi 2011/11/21
    Şii inancına göre Peygamber Efendimizin (s.a.a), vefat ettikten sonra fiziki olarak maddi alemle irtibat kurmasının ve onu müşahede etmesinin imkanı yoktur, ama Allah’ın bu büyük elçisinin takipçileriyle manevi irtibat kurması mümkündür. Peygamberimizin şu anda dünyadan ve onda olup bitenlerden haberi vardır; Efendimiz selam ve ziyaretlerimizi kesinlikle duymakta ve bunlar birçok ...
  • Mübarek Tekvir suresindeki yıldızların ‘kuvviret’ ve ‘inkederet’ olmalarının manası.
    7813 Tefsir 2011/04/28
    Kuvviret, dürülmek, toplanmak, atılmak veya kararmak manalarına gelmektedir. Buradaki maksat Güneşin ışığının sönmesi, kararması ve onun hacminin küçülmesi demektir. Aynı şekilde ‘inkederet’ kelimesi ‘inkidar’ kökünden olup düşmek ve dağılmak demektir. Yine kararmak ve karanlık demek olan ‘küdüret’ten de gelmektedir. Dolayısıyla ayetin manası şöyle olur: Kıyamete yakın zamanda yıldızlar ...
  • ‘Gerçekten de sana ağır bir söz vahyedeceğiz.’ (Müzemmil/5) ayetindeki ‘Ağır Söz’den maksat nedir?
    6883 Tefsir 2012/02/14
    ‘Gerçekten de sana ağır bir söz vahyedeceğiz.’ayetindeki ‘Ağır Söz’den maksat Kur’an-ı Kerim’dir. Müfessirler ‘Ağır Söz’ü değişik boyutlardan çeşitli şekillerde tefsir etmişlerse de anlaşılan o ki onun Kur’an-ı Kerim olduğunda şüphe yoktur. ‘Ağır Söz’ün çeşitli yönleri vardır. Ağır ...
  • ilahi yakınlığın (kurb) anlamı nedir? Kısımları nelerdir? Nasıl elde ediliyor.
    16195 Pratik İrfan 2010/12/14
    kurb lügatte; bir şeyin başka bir şeye yakınlığı anlamındadır. Bu yakınlık bazen mekânsal, bazen de zamansaldır. Bu nedenle yakınlık, ya mekânsaldır veya zamansal. Geleneksel ve genel örfte yakınlılık (kurb) başka bir anlamda da kullanılıyor. Oda şudur ki; bir kimsenin başka birisinin yanında değerli olmak ve ...
  • Bir Hindu, Kur’an’ı araştırmak ve okumak isterse ona Kur’an hediye etmenin şer’î hükmü nedir?
    6021 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/19
    Büyük taklit mercilerinin görüşlerine geçmeden önce bazı noktaları dikkatlerinize sunuyoruz:1- Hindular kafirler sınıfındandır.2- Kafirin Kur’an’a saygısızlık veya necis edeceği bilinse (ihtimal demiyoruz) taklit mercilerinden hiç biri bunu caiz bilmemekteler.3- Kafir, okumak maksadıyla ...
  • Allah-u Teâlâ’nın hilesinin anlamı nedir?
    8370 Tefsir 2012/06/11
    Arap lügatinde hile (mekr), bir kimseyi hedefin­den (hedef iyi ya da kötü olsun) alı koymaktır. Bu anlam esasınca hile her zaman ve her yerde kötü değildir. Bu kelimenin Allah-u Teâlâ’ya nispet verilmesi, zararlı komployu hünsa etmek anlamındadır ve bozguncular hakkında kullanıldığında, programları ıslah etmenin önünün ...
  • Hz Peygamber’den (s.a.a) sonra kızı Hz Fatıma Zehra’nın (s.a) başına neler gelmiştir?
    12197 تاريخ بزرگان 2012/04/15
    Hz Peygamberin vefatından sonra kızı Fatıma’nın yaşadığı musibet ve sorunlar hakkında birçok söz ve rivayet vardır. Bu hususta Ehli Sünnetin en muteber kitabı olan Sahih-i Buhari’deki bir rivayete dikkatinizi çekiyoruz. ...

En Çok Okunanlar