Gelişmiş Arama
Ziyaret
9889
Güncellenme Tarihi: 2007/08/27
Soru Özeti
Eğer servet yığmayı kınama hakkında nakledilmiş rivayetler doğruysa, insanların ve bazı âlimlerin servet yığması nasıl açıklanabilir?
Soru
Bir rivayet esasınca bir mazlumun hakkı ayaklar altına alınmaksızın hiçbir mal toplanmaz. Bu rivayet doru mudur? Eğer doğruysa, helal veya haram olduğu hakkında insanların ve hatta bazı âlimlerin para ve servetine nasıl güvenilebilir?
Kısa Cevap

Birincisi, belirtilen rivayet her ne kadar senet açısından zayıf olsa da bu konuda bulunan diğer rivayetler göz önünde bulundurulduğunda senet zaafı giderilmektedir. Muhteva açısından bu rivayet ya meşru olmayan yollardan elde edilmiş veya humus ve zekât gibi mali yükümlülükleri yerine getirilmemiş servet yığmaya işaret etmektedir. İslam’da şer’i ölçülere rivayet ederek servet kazanmak ve aynı şekilde mal ve sermaye edinmek caizdir. Mal ve servet sahibi olmak kötü değildir, dünyaya tapmak ve dünyayı ahirete tercih etmek kötüdür. Mal ve servete vesile gözüyle bakmak gerekir. Mal ve servet uhrevi saadete ermek için bir araçtır. Böyle bir durumda mal elde etmek dünyayı değil, ahireti talep etmek olacaktır. Din âlimlerinin de servet sahibi olmasının bir sakıncası yoktur. Lakin halkın bu kesiminin dünya sevgisi ve dünyaya tapınmaları iki kat daha çirkindir ve İslami metinler halkı servet sahibi âlimlerden değil, dünyaya tapan âlimlerden sakındırmıştır.

Ayrıntılı Cevap

1. Rivayetin İncelenmesi

Belirtilen rivayet aşağıdaki şekilde bazı kitaplarda müminlerin önderinden (a.s) nakledilmiştir:

1. Yanında büyük bir hakkın zayi olmadığı büyük bir nimet görmedim.[1]

Bu rivayet muteber hadis kitaplarında mevcut değildir ve belirtilen kitaplarda da senetsiz olarak zikredilmiştir. Bu yüzden senet açısından zaaf taşımaktadır. Lakin diğer rivayetleri ve bu cümleden olmak üzere bu içerikte nakledilen sonraki rivayeti göz önünde bulundurmayla senet zaafı giderilmektedir.

2. Yüce Allah zenginlerin varlıklarında hiçbir şeyi olmayan kimseler için rızkı farz kılmıştır. O halde ortada bir fakir varsa, bu varlıklıların yardım etmemelerinden kaynaklanır. Kıyamet gününde mutlak anlamda müstağni olan yüce Allah böyle kimseleri bu fiilden dolayı hesaba çekecektir.[2]

Bu rivayet önceki rivayete nazaran daha fazla bir itibar taşımaktadır ve Nehcü’l-Belağa, Vesailu’Şia, Biharu’l-Envar, Gureru’l-Hikem ve İrşadu’l-Kulub gibi muhtelif hadis kitaplarında zikredilmiştir. Eğer bu rivayetler sahihse, kastettikleri şey humus ve zekât gibi mali yükümlülükleri eda edilmemiş mallardır ve rivayetler halkı bunları ödemeye davet etmektedir.

2. İslam’da Mal ve Servet

İslami kaynaklarda mal ve servet hakkında iki grup rivayete rastlamaktayız: Bu rivayetlerin ilk grubunda görünüşte menfi perspektiften mala bakılmıştır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Ben müminlerin önderiyim ve günahkârların önder ve reisi ise maldır[3]; yani müminler beni takip ederler, lakin günahkârlar mal ve servete tabi olurlar.” Aynı şekilde şöyle buyurmaktadır: “Mal, şehvetlerin köküdür.”[4] Her kim dirhem ve dinarı severse o dünyanın kuludur.[5] Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim dirhem ve dinarın kulu olursa, melun ve Allah rahmetinden uzaktır.”[6] Bunun karşısında bazı İslami metinlerde de mal, servet ve dünya övülmüştür. Kur’an’da şöyle okumaktayız: “Mal ve evlatlar dünya hayatının ziynetleridirler.”[7] Aynı şekilde servet Kur’an-ı Kerim’in birkaç yerinde “hayır” olarak adlandırılmıştır. Aşağıdaki ayet bunun bir örneğidir: “Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.”[8] Aynı şekilde birçok müfessir aşağıdaki ayette hayrı mal olarak yorumlamıştır”: “Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.”[9] Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Temiz mal salih insan için ne kadar iyidir!”[10] İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ahireti elde etmek için dünyanın yardımı ne kadar güzeldir!”[11] Bu iki grup rivayet üzerinde tetkikte bulunma ve düşünmeyle İslam’da gerçekte mal ve servetin yerilen bir şey olmadığı ve hatta ahirete ulaşmak için bir vesile ve araç olması nedeniyle övülen ve beğenilen bir şey olduğu aydınlanmaktadır. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) dünyayı kınayan bir şahsı gördüğünde şöyle buyurmuştur: “Acaba sen dünyada bir suça mı karıştın veya dünya sana karşı bir suç mu işledi…”[12] İslam’da mal ve mal elde etmek beğenilen bir husus olup bazı durumlarda farz kılınmıştır. Ancak Allah karşısında mala tapmak yerilmiştir. İslam dininde mal uhrevi saadete ermek ve Allah’a yakınlaşmak için bir vesiledir, hedef değildir.[13] Kur’an-ı Kerim’de şöyle okumaktayız: “Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.”[14] Şehit Mutahhari şöyle demektedir: “İslam’da hiçbir zaman mal ve servet tahkir edilmemiştir. Malın ne üretilmesi, ne muamele edilmesi ve ne de harcanması küçük görülmemiştir. Bilakis bütün bunlar vurgulanmış ve tavsiye edilmiştir ve bunlar için bir takım şart ve ölçüler öngörülmüştür. İslam’ın bakışında servet asla heder edilemez. Servetin heder edilmesi israf, malı zayi etmek ve kati şekilde haramdır.”[15] Malı korumak cihat mesabesinde sayılmıştır ve bu yolda öldürülmek şehadet sevabı taşır.[16]

3. İslam’da Servet Üretimi

İslam değişik yollar ile hem bireysel hem de toplumsal boyutta Müslümanları servet kazanmaya davet etmiştir. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helal rızık peşinden gitmek her Müslüman kadın ve erkeğe farzdır.”[17] Bu hadisten servet kazanımında kadın ve erkeğin eşit olduğu anlaşılmaktadır. Servet kazanmak erkeklere özgü değildir. Aynı şekilde helal rızık talebinde bulunmak ibadetlerin en üstünü sayılmıştır.[18] Toplumun dinamizm ve hayatı ekonomik bağımsızlık ve kalkınmışlık sayesinde gerçekleşir. İhtiyaç esaret ve kölelik ile eşittir. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Fakirlik ve yoksulluk büyük bir ölümdür[19]; İslam gayri Müslimlerin Müslümanlara egemen olmasına izin vermez.”[20] Bu hedef ancak Müslümanların yabancılara el uzatmamaları ve ekonomik bağımsızlığa sahip olmaları durumunda gerçekleşebilir. Servet üretimi bu hedefe ulaşılmasını sağlar. Şehit Mutahhari’nin deyimiyle, “İslami hedefler sağlıklı bir ekonomi ve ekonomik bağımsız güçler olmaksızın gerçekleşmez.”[21]  İslam’da çiftçilik, hayvancılık, sanayi ve buna benzer servet üretiminin değişik kısımları tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamberin (s.a.a) eli nasır bağlamış bir çiftçinin elini öpmesi, İslam toplumunda üretimin öneminin göstergesidir. Masumların hayat tarzına müracaat ettiğimizde onlarında servet üretimi için çabaladığını gözlemleriz. Nakledildiği üzere müminlerin önderinin (a.s) çiftçilik mahsullerinden elde ettiği gelir kırk bin dinar idi.[22]  Bir diğer rivayette de Fedek’in bir yıllık gelirinin yirmi dört bin dinar olduğu ve bir başka rivayette ise yetmiş bin dinar olduğu nakledilmiştir.[23]

4. İslam’da Servet Paylaşımı

Servet üretildikten sonra bunun adil ve ölçülü bir şekilde toplumda paylaşılması gerekir. İslam’ın ekonomik mektebinde iki husus asıl hedef olarak öngörülmüştür: 

1. Toplum içinde ekonomik adaleti sağlamak.

2. Uluslararası düzeyde ekonomik güç olmak.[24]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Eğer halk arasında adalet sağlansaydı, halk muhtaç olmazdı.”[25] Kur’an-ı Kerim servetin sadece servet sahibi kimseler arasında dolaşmaması gerektiği[26] ve ihtiyaç sahiplerinin de eline ulaşması gerektiğini belirtmektedir. Bu yüzden İslam’da zekât, humus ve sadaka gibi değişik mali yükümlülükler öngörülmüştür. Böylece toplumdaki servetin fakirlere de ulaşması, toplum bireylerinin eşit bir düzeyde ekonomik rüşte ermesi, toplum içinde sınıfsal ayrılık ve farklılıkların azalması ve en sonunda da ortadan kalkması hedeflenmiştir.

5. İslam’da Servet Biriktirmek

Servet elde etmek eğer meşru yollardan hâsıl olursa, İslam’ın bakışında bunda hiçbir sakınca bulunmaz. İslam’ın serveti dengelemek için güttüğü siyaset, yetenekli bireylerin büyük zenginliklere ermesini engellemek değildir, İslam sadece onlar için bir takım mali vazife ve yükümlülükler öngörmüştür.[27] Kur’an Hz. Süleyman (a.s), Hz. Davut (a.s) ve Zülkarneyn (a.s) gibi iman ehli servet sahiplerini zikreder. Bunun mukabilinde Karun gibi kâfir servet sahiplerine de işaret eder. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: “Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.”[28] Eğer servet yığmak Allah’ı anmaktan gafil kılarsa, kötüdür ve İslam’da bu yasaklanmıştır. Dünya servet ve malına gönül bağlamak ahiret için doğru değildir. Lakin bu büyük servet Allah yolunda harcanırsa, övülmeye ve methedilmeye layık olur. Hz. Hatice (s.a) böyle servet sahiplerinden idi. O, kendi servetini İslam’ın gelişmesi ve yayılması için harcadı. Kur’an-ı Kerim de servet yığıp onu Allah yolunda harcamayanları acılı bir azap ile korkutmaktadır.[29] Bu ayetin tefsirinde Allah Resulü (a.s) şöyle buyurmuştur: ”Zekâtı verilen hiçbir mal bu ayetin kapsamına girmez.”[30] Eğer servet biriktirilmesi şer’i bir yolla gerçekleştirilirse, karaborsa oluşturulmazsa ve servetin zekât ve humus gibi mali yükümlülüklerine riayet edilirse hiçbir sakınca taşımaz.

6. Servet ve Âlimler

Belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda bir âlimin zengin olmasının hiçbir sakınca taşımayacağı aydınlanmış olmaktadır. Yerilen şey, dünya âlemine gönül bağlamaktır. Eğer dünyaya gönül bağlamak ve mala tapmak normal insanlar için doğru değilse –ki doğru değildir- din âlimleri için hiç doğru değildir. Bu yüzden Hz. İsa’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Dinar, dinin hastalığıdır ve âlim dinin tabibidir. O halde bir tabibin hastalığı kendine bulaştırdığını görürseniz, onun hakkında kötümser olun ve onun başkalarının hayrını istemediğini biliniz.”[31] Bu güzel hadiste din âlimlerinin dünya sevgisi ve dünyaya tapmalarının kınanmış olduğu gözlemlenmektedir.

 


[1] Şemsuddin, Muhammed Mehdi, Dırasatı fi Nehcü’l-Belağa, s. 40, Beyrut, Daru’z-Zehra, çapı dovvum, 1392 h.k; Jordak, George; RevaikuNehcü’l-Belağa, bica, Merkezi el-Gadir li’d-Dırasatı’l-İslamiye, çapı dovvum, 1375, s. 233, “ما رآيت نعمة موفورة الاّ و بجانبه حق مضيع”.

[2] Seyit Rezi, Nehcü’l-Belağa, KelimatıGısar, hadis 32, “ان الله سبحانه فرض في اموال الاغنياء أقوات الفقراء فما جاع فقير الاّ بما متع به غني و الله تعالي جده سائلهم عن ذلك”.

[3] Nehcü’l-Belağa, KelimatıGısar, hadis 308, “انا يعسوب المؤمنين و المال يعسوب الفجار”.

[4] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 69, s. 67, “المال مادة الشهوات”.

[5] a.g.e, c. 2, s. 107, “من احب الدينار و الدرهم فهو عبد الدنيا”.

[6] Kâfi, c. 2, s. 270, “ملعون ملعون من عبد الدينار و الدرهم”.

[7] Kehf Suresi, 46. ayet, “المال و البنون زینة الحیاة الدنیا”.

[8] Bakara Suresi, 180. ayet.

[9] Adiyat Suresi, 8. ayet.

[10] Biharu’l-Envar, c. 69, s. 59, “نعم المال الصالح للرجل الصالح”.

[11] Kâfi, c. 5, s. 72, “نعم العون الدنيا علي طلب الاخرة”.

[12] Nehcü’l-Belağa, Subhi Salih, hutbe 131.

[13] Mekteb ve Nizamı İktisadiyi İslam, Mehdi HadeviTahrani, s. 108.

[14] Munafikun Suresi, 9. ayet, “يا ايها الذين امنوا لاتلهكم اموالكم و لا اولادكم عن ذكر الله”.

[15] Mutahhari, Murtaza, Nezeribi Nizamı İktisadiyi İslam, s. 17, Tahran, Sadra, bahar 68, çapı evvel.

[16] Biharu’l-Envar, c. 10, s. 100, “المقتول دون ماله شهيد”.

[17] Camiu’l-Ahbar, s. 139, “طلبالحلالفريضةعليكلمسلمومسلمة”.

[18] Kâfi, c. 5, s. 78.

[19] Nehcü’l-Belağa, KelimatıGısar, hutbe 154, “الفقرالموتالاكبر”.

[20] Nisa Suresi, 141. ayet, “ولنيجعلاللهللكافرينعليالمؤمنينسبيلا”.

[21] Mutahhari, Murtaza, Nezeribi Nizami İktisadiyi İslam, s. 26, Tahran, Sadra, Bahar 68, çapı evvel.

[22] Kumi, Şeyh Abbas, Sefinetu’l-Bihar, c. 8, s. 137.

[23] a.g.e, s. 138.

[24] Hadevi, Tahrani, Mehdi, Mekteb ve Nizami İktisadiyi İslam, s. 56, Kum, Hane-i Hıred, çapı dovvum.

[25] Kâfi, c. 1, s. 541, “لوعدلفيالناسلاستغنوا”.

[26] Haşr Suresi, 7. ayet, “كيلايكوندولةبينالاغنياءمنکم”.

[27] Hadevi Tahrani, a.g.e, s. 74.

[28] Tekasür Suresi, 1 ve 2. ayet, “الهاكمالتكاثرحتیزرتمالمقابر”.

[29] Tövbe Suresi, 34. ayet, “والذينيكنزونالذهبوالفضةولاينفقونهافيسبيلاللهفبشرهمبعذاباليم”.

[30] Vesailu’ş-Şia, c. 9, s. 30, “كلماليؤديزكاتهفليسبكنز”.

[31]Biharu’l-Envar, c. 2, s. 107, “الدينارداءالدينوالعالمطبيبالدينفاذارأيتمالطبيبيجرالداءالينفسهفاتهموهواعلمواانهغيرناصحلغيره”.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar