Gelişmiş Arama
Ziyaret
9156
Güncellenme Tarihi: 2012/02/15
Soru Özeti
Hz. Ali’nin (a.s.) Peygamber (s.a.a.) hakkında söylemiş olduğu şu sözün; “Tabib’un devvarun bı tıbihi” anlamı nedir?
Soru
Hz. Ali’nin (a.s.) Peygamber (s.a.a.) hakkında söylemiş olduğu şu sözün; “Tabib’un devvarun bı tıbihi” anlamı nedir?
Kısa Cevap

İmam Ali (a.s.) İslam peygamberini (s.a.a.) doktor ve tabiplere benzetmiştir. Ki Peygamber (s.a.a.) doktorluk ve tıbbıyla şiddetli bir şekilde ruhi hastalıklara müptela olup tedaviye muhtaç olan kimseleri tedavi etmek arayışı içindedir. Allah tarafından Peygamberin (s.a.a.) kendisine yüklenmiş olan risaleti insanların ruhunu tedavi eder şeklinde beyan eder ve şöyle buyuruyor: “Tabib’un devvarun bı tıbihi”. Yani tıbbıyla tedavi etme arayışı içinde olan bir tabiptir. O cehalet türünden olan hastalıkların doktorudur, o kötü ahlaka müptela olan kimselerin tabibidir. Kendi tıbbıyla seyir ve arayış içindedir. Yani seyyardır. bu cümlenin anlamı şundan kinayedir ki o cahilleri, yollarını sapmış olan kimseleri tedavi etmek için ortalara çıkmış ve bu iş için kendini mesul his etmiş ve kendini topluma sunmuştur.

Burada dikkate şayan olan nokta şudur: İslam Peygamberi (s.a.a) revaçta bulunan doktorlardan ayrıcalığı şuydu ki revaçtaki doktorlar insanların cisimleriyle ilgileniyor olmalarıdır ama peygamber (s.a.a.) insanların cismani boyutunun yanı sıra ruhani boyutlarıyla ilgileniyor olmasıdır. Revaçtaki doktorlar insanların cismani boyutuyla hasta olmuş olan kimseleri tedavi etmek için kendi dairelerinde söz konusu bu hastaları bekliyorlardır. İslam peygamberi ise risaleti gereğince kendisi hastalara gidiyor. Başka bir beyanla insanların ruhani boyutunu tedavi etme göreviyle mükellef kılınmış olan İslam peygamberi (s.a.a.) kapsayıcı bir niteliğe sahip bir risalete sahip olması nedeniyledir. Dolayısıyla bu risalet gereğince onun insanlara gidip onları tedavi etmesi gerekiyor.

Ayrıntılı Cevap

“Tabib’un devvarun” kavramının açıklanması için ilkin hz. Ali’nin (a.s.) peygamberin (s.a.a) nitelik ve özelliklerini içeren hutbesinin bir paragrafına değinir ve daha sonra söz konusu sorunun cevabına geçeceğiz. “Onlardan birisi tibbiyla seyir halinde olan bir tabiptir. Merhemlerini hazırlamış, kızartma (dağlama) aletlerini kızartmış, gerek duyulduğunda kalpleri kör, kulakları sağır, dilleri lal olan kimseleri tedavi etmek için onlardan istifade eder. Taşıdığı ilaçlarıyla gaflete düşmüş ve çaresizlikler (hayret) müptela olan yerleri aramaktadır…[1]   Yani O (s.a.a.) kendi tıbbıyla hareket ve arayış halinde olan bir tabiptir. İlaçlarını ve merhemlerini güzel bir şekilde hazırlamış durumdadır. (Dağlayıp yakmakla yaraları tedavi etmek için gerekli olan) dağlama (kızartma) araçlarını kızartmış ve hazırlamış durumdadır. İhtiyaç duyduğu her yerde; kür kalpleri, sağır kulakları, lal dilleri dağlayarak çözer. Elinde bulunduğu bu tür ilaçlarla kendilerini gaflete vermiş olan kimseleri tedavi eder. Hikmet aydınlığından yararlanıp insanın derinliklerini aydınlatan ilimlerin nurundan yararlanmayan kimseleri tedavi eder...[2]

İmam Ali (a.s.) İslam peygamberini (s.a.a.) doktor ve tabiplere benzetmiştir. Ki Peygamber (s.a.a.) doktorluk ve tıbbıyla şiddetli bir şekilde ruhi hastalıklara müptela olup tedaviye muhtaç olan kimseleri tedavi etmek arayışı içindedir. Peygamberin sahip olduğu risaleti insanların ruhunu tedavi eder şeklinde beyan ediyor ve şöyle buyuruyor: “Tabib’un devvarun bı tıbihi”. Yani o cehalet türünden olan hastalıkların doktorudur, o kötü ahlaka müptela olan kimselerin tabibidir. Kendi tıbbıyla seyir ve dolaşma haletindedir. Yani seyyardır. Bu cümlenin anlamı şundan kinayedir ki o cahilleri, yollarını sapmış olan kimseleri tedavi etmek için ortaya çıkmış ve bu iş için kendini mesul his etmiş ve kendini topluma sunmuştur. Arapça metninde geçen “Merahim” merhemin çoğulu olup ilimlere, güzel sıfatlara ve “mevasim” kelimesi de şer’i tazirler ve şer’i hatlardan (cezalardan) kinayedir. Ki bunlar öğüt, öğretim ve irşat gibi tavsiyelerden anlamayan kimseler içindir. Buna binaen O (s.a.a.) derin ve uzman ve dillere düşen bir doktor gibidir. Böyleli doktorlar bütün ilaçlar ve merhemlerin cevap veremediği yerlerde elinde bulunan kızartıcı aletleri kullanırlar. İşte bu aletleri, ihtiyaç duyduğu yerlerde; yani kür olan kalpleri tedavi ederek onları ilimlerin nurunu ve hak caddesine doğru hidayet etmek için hazır duruma getirir. Bu yolla göz basiretlerini görebilir hale getirir. Kulaklarını nasihat ve öğüt kabul eder duruma getirir. Arapça metninde bulunan “semem” (sağır) kelimesi mecaz olarak nasihat ve öğüt kulaklarından aşağı inmeyen kimseler için duyma özürlülüğüne müptela olan kimseler için kullanıldığı gibi kullanılır. Bu da melzumun ismi lazıma ıtlak etme babındandır. Zira sağırlığın kendisi nasihat ve öğütlerden yararlanmamayı gerektiriyor. Hakeza lal olan dilleri Allahın zikrini edebilir ve hikmetli sözleri söyleyebilir dereceye getirmek için tedavi edilir. Arapça dilindeki “bukm” (lal) kelimesi hakkı dile getirmeyen ve hakkı söylemeyen kimseler için mecazen kullanılmıştır. Konuşmama özürlülüğüne müptela olmuş olan kimselerden söylemeleri gereken şeylerin beklenmemesi gibi.

Buna binaen ruhani bir tabibe cisimleri tedavi eden bir doktordan çok daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Zira bedensel hastalıkları defetmek geçici ve mahdut olan bir hayat içindir. Ama ruhi hastalıkları defetmek ebedi ve daimi olan bir hayatı derk etmek içindir.

Burada dikkate şayan olan nokta şudur: İslam Peygamberi (s.a.a) revaçta bulunan doktorlardan ayrıcalığı şuydu ki revaçtaki doktorlar insanların cisimleriyle ilgileniyor olmalarıdır ama İslam peygamberi (s.a.a.) insanların cismani boyutunun yanı sıra ruhani boyutlarıyla ilgileniyor olmasıdır. Bir diğer özellik de şudur ki, revaçtaki doktorlar insanların cismani boyutuyla alakalı hastalığı olan kimseleri tedavi etmek için hastalara gitmiyor belki kendi dairelerinde oturup bu hastalıklara müptela olan kişilerin kendilerine müracaat etmelerini bekliyor olmalarıdır ama İslam peygamberi ise risaleti gereğince hastaların kendisine müracaat etmesini beklemeden kendisi onlara gidiyor olmasıdır. Başka bir beyanla insanların ruhani boyutunu tedavi etme risaletine sahip olan İslam peygamberi (s.a.a.) kapsayıcı[3] bir risalete sahip idi. Dolayısıyla bu risalet gereğince onun insanlara gidip onları tedavi etmesi gerekiyor.

Nehcül-balağe şarhini yapan İbn-i Ebu Hadid “tabibi devvar” kavramı hakkında şöyle yazar: Peygamber (s.a.a.) seyir ve dolaşma halinde olan tabiptir. Zira seyir ve gezmek halinde olan tabibin tecrübesi daha fazladır. Seyir halinde ve gezmekte olmaktan maksat kendisi hastalara gidiyor. Zira iyi ve salih olan kimseler ruh hastalığına yakalanmış kimselerin peşinde dolaşıp onları tedavi ederler. Şöyle denilmektedir: Toplumun fertlerinden bazıları bir gün Hz. İsa’yı (a.s.) zalim ve kötü olan bir kimsenin evinde gördüler şaşırdılar. Ondan ey Allahın resulü sizin burada ne işiniz var? Bu gibi yerlere gitmeniz çok uzak ve şaşırtıcıdır. O (s.a.) onların söylemiş oldukları bu söze karşı şöyle buyurdu: “Tabip hastaların ziyaretine gider”.[4]

 



[1]Nehcü’l-Balaga”, hutbe: 108

[2] Bahrani, İbni Meysem, “Şerhi Nehcü’l-Balaga”, Mütercimler: Muhamedi Mukadem, Kurban Ali, Nevayi Yahaya Zade, Ali Asger, Meşhed: Bunyad-i Pejohışhayi İslami Ustan Kudsi Razevi, c. 3. S. 74-75; İbni Ebul Hadid, “Şerhi Nehc’l-Balaga”, Baskı 1,Kum: Kitaphanei Ayetullah Maraşi Necefi, 1337, c. 7, s. 184.  

[3] Doktorluk görevi bağlamında sınır tanımayan doktorlar gibidirler. Kendi ülkelerinde bulunan hastalar ile diğer ülkelerde bulunan hastalar arasına fark gözetmezler.

[4] İbni Ebul Hadid, “Şerhi Nehc’l-Balaga”, Baskı 1,Kum: Kitaphanei Ayetullah Maraşi Necefi, 1337, c. 7, s. 184.  

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Din neden siyasete müdahale eder?
    11858 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/08/21
    Dinin siyasetten ayrı olduğu görüşü, insanın değişik hayat alanlarında dinin rolünü silme ve minimum dereceye indirmeyi savunur. Bu görüş esasınca insan akıl ve bilim aracılığıyla kültür, siyaset, hukuk, ekonomi, iletişim, adap ve birlikte yaşam kanunlarını öğrenip yasalaştırabilir ve hayatı idare etmede dinin müdahale etmesine bir gerek yoktur. ...
  • “Elhemdu – lillah” ve “subhanellah” kelimelerinin dakik anlamı nedir?
    10745 Eski Kelam İlmi 2012/03/10
    “Hamd” kelimesinin lügatteki anlamı övmek ve kötülemenin (zemetmenin) zıddıdır. “Tesbih” kelimesi ise Allah ı her çeşit noksanlıklardan, ihtiyaçtan, ortaklıklardan ve Onun makamına yakışmayan her şeyden O’nu tenzih etmek, beri, pak ve mukaddes bilmek anlamındadır. Bu iki kavram genellikle kuranın birçok ayetlerinde ve namazda okunan zikir ve dualarda ...
  • İnsan utangaçlıktan nasıl kurtulabilir?
    58495 Pratik Ahlak 2010/12/05
    Utangaçlığın olumsuz ve istenmeyen sonuçları olup, insanın yaşamda başarılı olmasına engel olmaktadır. İnsan, bu ruhsal özelliktende diğer kötü özellikler gibi kurtulabilir ve onun tedavisi mümkündür. Çocukları sohbetlere katmak ve onları topluma girmeye teşvik etmek çocukların bu hastalığa yakalanmasını önleyen çözümlerdendir.Telkinde bulunmak, kendine ...
  • İmam Zaman (a.c.f)’ın ismi söylendiği zaman elimizi başımıza koyup ayağa kalkmamızı açıklayan rivayet var mıdır?
    6510 Eski Kelam İlmi 2011/11/17
    Yapılan araştırama esasınca ayağa kalkmayı ve eli başa koymayı, aşağıda yer alan iki rivayet belgelemektedir:1.   Ehl-i Beyt Şairi “Du’bel Haza’i”den gelen meşhur bir rivayete göre: Du’bel Haza’i, İmam Rıza (a.s)’ın yanında meşhur kasidesini okudu ve;“İmam Zaman (a.c.f)’ın zuhuru ...
  • hatmi salavat nedir?
    16759 Pratik Ahlak 2011/04/13
    Hatim her hangi bir şeyi bitirmek sona erdirmek anlamındadır. Bunun temel özellik ve nitelliği yapılacak bu işin bir başlangıcı ve bir de sonu var olmasıdır. Hatmi salâvat ta bu anlamdadır. Kuranı baştan sona kadar okuyarak hatim edilmesi gibi. Kuranı baştan sona kadar okuyarak bitirmek şeklinde yapılan eyleme ...
  • Öldürmenin çeşitlerini ayrıntılarıyla anlatınız.
    6059 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/03/03
    Öldürme, çeşitli yönlerden kısımlara ayrılabilir. Aşağıda kısaca onlara değiniyoruz:1- Haklı ve haksız olarak öldürme.2- Öldürmenin ne zaman yapıldığı3- Öldürmenin idamla, silahla veya sopayla olması, yine taşlanmak ve diğer şekillerde cezaları yönünden gerçekleşmesi. 4- Öldürmenin kasıtlı, kasıtlıya ...
  • Hasta yolcunun hükmü nedir?
    5964 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Yolcu (hasta ya da sağlıklı) vacip olan hükümleri yerine getirmede kendine özgü hükümlere sahiptir. Örneğin: Namazını, yolcu namazı olarak kılmalı (yani dört rekâtlık namazları iki rekât kılmalı) ve Orucunu da yemelidir. Aynı şekilde Hasta da ( ister yolculukta olsun ister olmasın) hastalığının türüne, şiddetine göre kendine özgü hükümlere ...
  • Acaba 12 İmam Şiası olmayanlar da cennete gidecekler mi? Kıyamette cahil-i kasırların (hakkı öğrenmeye gücü yetmeyen kişiler) durumu ne olacak?
    9867 Eski Kelam İlmi 2009/06/08
    Cennete gitmenin şartı, 'İman' ve 'Salih ameldir.'Şii olan birinin de cennete girebilmesi için yanlızca 'ben Şia'yım' demesi yeterli olmaz, Şialığın gereklerini yerine getirmeli veya kendisine şefaat edilebilmesi için gerekli liyakati kendinde oluşturmalıdır. Semavi dinlere mensup olanlar, bir sonraki şeriat gelmeden kendi dinlerinin düsturlarına göre amel ederlerse ...
  • Eğer Ehlibeyt (a.s) «خُزّان العلم» ilmin madeni iseler neden kumeyl duasını Hz. Hızır İmam Ali (a.s)’a öğretmiştir?
    5784 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2019/04/07
    Kumeyl duası Şeyh Tusi’nin “Misbah’ul-Muteheccid”[1] ve Seyit ibn. Tavus’un “İkbal’ul-Emal” adlı eserlerinde nakledilmiştir. Seyit ibn. Tavus bu duayı eserinde naklederken şöyle açıklama yapmaktadır: Şeyh Tusi’nin naklettiği rivayetten başka bir rivayette gördüm ki Kumeyl ibn. Ziyad Neğei diyor ki: Basra mescidinde İmam Ali (a.s)’ın yanında ...
  • Acaba tarihte sadece imamların bakışıyla batini hidayet bulmuş olan kimseler olmuş mudur?
    5509 Eski Kelam İlmi 2012/04/07
    İmamet makamı, mezhebin makamını ve mezhebin hedefini hayata geçirmek ve hidayette, maksat olan yere ve makama ulaştırmak anlamında olduğuna dikkatle sadece yol gösterme ve kılavuzluk yapmak imamet makamının vazifesi değildir, bilakis bunun yanı sıra tekvini hidayete de şamil geliyor. Yani imamın batini nüfuzu ve batini tesiri ve ...

En Çok Okunanlar