Gelişmiş Arama
Ziyaret
18135
Güncellenme Tarihi: 2012/05/19
Soru Özeti
Hz Meryem için cennetten yiyecek ve meyve gönderilmesi nasıl mümkündür? Cennette bulunanlar da dünyaya dönebilir mi?
Soru
1. Hz Meryem’e cennetten yiyecek ve meyve geldiği konusu doğru mudur? 2. Bu tür şeylerin cennetten yeryüzüne gelmesi nasıl mümkündür? Çünkü yüce Allah Kur’an’da cennetlik şeylerin sürekli ve ebedi olduğunu beyan etmektedir. Eğer cennetten bazı şeylerin yeryüzüne gelebileceğini kabul edersek, cennette bulunanlar da dünyaya gelebilir mi sorusu akla gelmektedir.
Kısa Cevap

Ayet ve hadislerde bulunan karine ve delillere binaen Hz Meryem’in yiyeceği direkt olarak ve maddi aracılar kullanılmaksızın Allah tarafından ve cennetten sağlanıyordu. İslami öğretiler esasınca, cennette insanların hayatı ebedi olacak, onlar cennetteki nimet ve lezzetlerden daimi olarak yararlanacak ve nimetler yenilenecektir. Bundan dolayı bu nimetler için bir son düşünülemez.  Ama doğal olarak her nimetten yararlanmak, bir tür onun sonu sayılır ve bu açıdan her ne kadar yenilense de o ebedi addedilemez. Bu esas uyarınca evvela, Meryem’in cennetlik yiyeceklerden istifade etmesi cennetlik nimetlerin ebedi oluşuyla çelişmez. İkincisi, onun yemeğinin berzah cennetinden sağlanmış olması muhtemeldir ve berzah cennetinden dünyaya dönüşün muhal olmadığı bilinmelidir. Ama dünyanın sona ermesi ve insanın son durumunun belirginleşmesiyle artık geri dönülebilecek bir dünya olmayacaktır.  

Ayrıntılı Cevap

Bu soru birkaç açıdan incelenmelidir:

1. Hz Zekeriya’nın (a.s) Hz Meryem’in (a.s) yanında gördüğü yiyecekler ona cennetten mi getirilmekteydi?

2. Cennetlik yiyecekler zorunlu olarak ebedi midir veya maddi dünyada bulunan eşyalar gibi değişim ve dönüşüme uğrar mı? 

3. İnsanların cennetten dünyaya dönmesi mümkün müdür yoksa mümkün değil midir?

Şimdi bu düzenle bu soruları cevaplıyoruz:

1. Birinci kısımla irtibatlı olarak şöyle söylemek gerekir: Kur’an Hz Meryem’in yiyeceği hakkında şöyle buyurmaktadır: Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.[1] Bu yiyeceğin ne tür bir yiyecek olduğu ve nereden Hz Meryem’e geldiği ayette belirtilmemiştir; lakin hadis kitaplarında nakledilen değişik rivayetlerden bu ilahi hanımın yiyeceğinin mevsim dışı meyveler olduğu ve Allah’ın izniyle onun mihrabının yanında yer aldığı anlaşılmaktadır.[2] Allah’ın sakınan kulunu bu şekilde ağırlaması hayret edilebilecek bir husus değildir. Ama bazı müfessirler (el- Menar yazarı gibi) rızık kelimesinden maksadın dünyadaki normal yiyecekler olduğuna inanmaktadır; zira İbn. Cerir’den nakledildiği üzere İsrail oğulları kıtlığa yakalanmıştı ve Hz Zekeriya (a.s), Hz Meryem’in (a.s) yaşamını temin edemiyordu. Bu esnada kura çektiler ve bu kura marangoz bir erkeğe çıktı. O, bir övünç vesilesi olarak Hz Meryem’in yiyeceğini temin etmeyi üstlendi. Hz Zekeriya (a.s) Hz Meryem’in (a.s) mihrabının yanına yaklaştığında belirtilen mevcut şartlarda böyle bir yiyeceğin varlığından dolayı şaşırıyor ve Hz Meryem onun sorusuna verdiği cevapta şöyle diyordu: “Bu Allah tarafındandır”; yani Allah imanlı bir erkeğin böyle zor şartlarda bu hizmete ilgi duymasını sağlamıştır. Bu tefsir, ne ayetteki karineler ve ne de ayet hakkında nakledilmiş rivayetler ile bağdaşmaktadır! Ayyaşi tefsirinde İmam Bakır’dan (a.s) şöyle bir rivayet nakledilmiştir: Bir gün Hz Peygamber (s.a.a) Hz Fatıma Zehra’nın (a.s) evine geldi. Bu esnada onun evinde birkaç gündür bir yiyecek görülmemişti. Aniden Hz Peygamber (s.a.a) onun yanında bir yiyecek gördü ve ondan bu yiyecek neredendir diye sordu.  Hz Fatıma (s.a) bu Allah tarafındandır; o istediğine hesapsızca bağışlar dedi. Hz Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: Bu hadise Hz Meryem’in mihrabının yanına gelen ve orada özel bir yiyecek gören ve Hz Meryem’den bu yiyecek nerdendir diye soran ve Hz Meryem’in Allah tarafındandır diye cevap verdiği Hz Zekeriya’nın (a.s) hadisesi gibidir.[3] Elbette “ bir rızık” kelimesinden kastedilenin cennetlik yiyecek olduğu hususu ayetin köşe ve bucağında bulunan karinelerden de anlaşılmaktadır; zira evvela “bir rızık kelimesi genel bir şekilde zikredilmiş ve bu Hz Zekeriya (a.s) için rızkın özel ve tanınmayan bir şey olduğunu yansıtmaktadır. İkincisi, Hz Meryem’in “bu Allah tarafındandır” diyerek verdiği cevap bu konu için başka bir göstergedir. Üçüncüsü, sonraki ayette işaret edilen Hz Zekeriya’nın (a.s) heyecanlanması ve Allah’tan bir evlat talebinde bulunması da bu iddia için başka bir karine sayılır.”[4] Öte taraftan kelam ilminde fiilsel tevhit konusunda ispatlandığı üzere yüce Allah mutlak kudrete sahiptir ve yaratmak rızık, diriltmek, öldürmek, zenginlik, fakirlik, izzet, zillet, sağlık, hastalık vb. konular onun kudret elindedir; ama bazen feyizlendirmek normal sebepler aracılığıyla (insanın iradi ve iradi dışı sebepleriyle) gerçekleşir ve bazen de normal sebepler olmaksızın vuku bulur. Hz Adem ve Hz. Havva’nın yaratılışı ve diğer peygamberlerin gerçekleştirdiği mucizeler de bu türden sayılır ve olağanüstü addedilir. Aynı şekilde Hz Meryem’in rızkı da olağanüstü bir şekilde ve zahiri sebepler olmaksızın sağlanmaktaydı.[5]

Sorunuzun ikinci kısmıyla irtibatlı olarak da şöyle söylemek gerekir: Bugün maddi dünyada kabul edilmiş bir kaide mevcuttur ve bu kaide esasınca madde ve enerji hiçbir zaman yok olmaz, birbirine dönüşüverir ve değişik şekillerde zahir olur. Bu anlamıyla bu dünyada normal bir şekilde tüketilen bir yiyeceğin bir miktarı beden içinde enerji ve maddeye dönüştükten sonra, onun kalan kısmı insan bedeninden dışarıya atılmaktadır. Ama bunun maddeye dönüştürme yönünde geçerli tek sistem olduğuna dair her hangi bir delil mevcut bulunmamaktadır ve akli açıdan atılmış maddelerdeki mevcut mikrobun bertaraf edilmesi veya tüketilmiş tüm maddelerin enerjiye dönüştürüleceği başka bir sistemin göz önünde bulundurulması imkânsız değildir. Uhrevi âlem hakkında da bilinmelidir ki ayet ve rivayetler cennette insanın ebedi olarak yaşayacağına ve oradaki nimet ve lezzetlerin daimi olacağına işaret etmektedir. Bu, cennetliklerin yediği yiyeceklerin de daimi olması anlamına gelmez, bu konunun aksi yönünde deliller mevcuttur. Zeyd b. Erkam şöyle nakletmektedir: Ehlikitaptan bir şahıs Hz. Peygamberin (s.a.a) yanına geldi ve siz cennetliklerin yediklerine ve içtiklerine inanıyorsunuz diye söyledi. Hz Peygamber (s.a.a) evet diye buyurdu. Soru soran şahıs orada yenilen ve içilenler nasıl dışarı çıkmaktadırlar diye tekrar soru sordu. Hz Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bu maddeler bedenlerinden ter şeklinde ceylan kokusu gibi güzel bir koku şeklinde dışarıya çıkar.”[6] Başka bir ifadeyle cennetteki nimetler sonsuz değildir, ama onlarda değişim ve dönüşüm mümkündür. Belirtilen hususlar ve Allah’ın kudretini göz önünde bulundurmayla cennetlik türden yiyeceklerin bu dünyadaki seçilmiş bireylere verilmesi hiçbir sorun yaratmaz.

Cennetliklerin dünyaya dönmesi bağlamında sorunuzun üçüncü bölümü hakkında da şöyle söylemek gerekir: İslami metinlerde cennet ve cehennem hakkında en az iki mana göze çarpmaktadır: 

1. İnsanın ölmesiyle ve dünya berzahından başlayan cennet ve cehennem. Bir rivayette okuduğumuz üzere her insanın kabri ya kendisi için cennetten bir bahçe veya cehennemden bir çukur olacaktır.[7] Kur’an’da ölülerin dirilmesiyle ilgili hususlar göz önünde bulundurulduğunda[8], böyle bir cennetten insanın geri dönmesi mümkün gözükmektedir.

2. Borunun üflenmesi ve amellerin muhasebe edilmesinden sonra insanların gireceği cennet ve cehennem. Bu cennetten dışarıya çıkmak Kur’an-ı Kerim’in açıkça belirtmesiyle imkânsızdır[9] ve esasen artık kendisine dönülebilecek bir dünya mevcut olmayacaktır.

Cennet ile ilgili olarak aşağıdaki konuları okumanız yararlı olacaktır:

1. Hali hazırda cennet ve cehennemin varlığı, 101 (Site: 1798).

2. Cennet ve cehennemin hakikati, 1945 (Site: 1948).

3. Cennet nimetlerinin usandırmaması, 11270 (Site: tr11125).

 


[1] A’li İmran Suresi, 37. ayet.

[2] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, c: 14, s: 195, Müessesetu El- Vefa, Beyrut, 1404 h.k

[3] Arusiyi Huveyzi, Abdu Ali bin Cuma, Nuru’s Sakaleyn, c: 1, s: 333, İntişaratı İsmailiyan,çapı çaharum,Kum, 1415 h.k.

[4] Tefsiri Numune, c: 2, s: 530; Tefsiri El- Mizan, c: 3, s: 273 ve 274.

[5] Tefsiri Numune, c: 2, s: 530.

[6] Biharu’l Envar, c: 8, s: 149, hadis 82.

[7] Biharu’l Envar, c: 6, s: 214.

[8] A’li İmran Suresi, 49. ayet.

[9] Hicr Suresi, 48. ayet.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Başka âlemlerdeki varlıklarla irtibat kurmak mümkün müdür?
    29954 Eski Kelam İlmi 2010/05/06
    Başka âlemlerdeki varlıklarla irtibat kurulabileceği konusunda hiçbir şüphe yoktur. Ancak bunu alkol veya uyuşturucu maddeleri kullanarak yapmak mümkün değildir.Başka âlemlerle irtibat kurmak ve âlemdeki gizli sırlar hakkında bilgi edinmek için kullanılan vesileler, onların şeriata uygun olup olmadıkları ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    130201 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Gaybî varlıkların varlık felsefesi nedir?
    13262 İslam Felsefesi 2011/07/14
    Gayb âlemi şahadet âleminin mukabilindendir. Şahadet ve huzur da 1- mekânsal huzur; 2- zahirî hisler nezdinde huzur; 3- fikir ve ilimde huzur; 4- marifet ve basiret makamında huzur gibi mertebelere sahip olduğundan, bu mertebelerin her biri karşısında gaybte de bir mertebe mevcuttur. Eğer gayb âlemindeki varlıklardan kastedilen, soyutların aklî ...
  • Allah’ın ilmi meteoroloji ve sonografi gibi günümüz ilimleriyle çelişir mi?
    8569 Tefsir 2011/07/14
    Allah’ın ilmi ve beşerin ilmi birbiriyle çelişmez, bir farkla ki Allah her şeye tüm ayrıntılarıyla ve hatta zaman kısıtlaması olmaksızın vakıftır. Beşerin ilmi ise sadece bazı hususları sınırlı olarak algılamaya kadirdir. Elbette bu ilim her zaman ilerleme ve tekâmül halindedir. Ama bununla birlikte bilinmeyenler ile mukayese edildiğinde hiçbir şekilde ...
  • Kura bağlı az su kur hükmünü taşır mı?
    6266 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/18
    Kur suyu kapsamayan leğen suyu az sudur ve şehrin (kur veya akan) boru suyuna bağlı olan az su temizlemede ve necis olmada kur suyu hükmünü taşır; yani necis eşyaları (necasetin kendisi bertaraf olduktan sonra) bir defa yıkamayla temizler. Aynı şekilde onun sıçramaları temizdir ve necaset ile temas etmeyle necis ...
  • Bid'at nedir ve onunla ilgili İslam'ın hükümleri nelerden ibarettir?
    9443 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/01/13
    Bid'at, sözlük manası olarak yeni yapılan ve geçmişi olmayan iş demektir ve ıstılahta ise; "Dinde olmayan bir şeyi dine sokmak demektir" yani aslında dinde ve şeriatta olmayan bir şeyi dine ve şeriata mal etmektir. Bid'at koymak dinde büyük günahlardan sayılmıştır. Onlara ait mekânları ...
  • Tevazu nedir? Tevazu nasıl bir esere sahiptir? Tevazu ile zillet arasındaki fark nedir?
    3818 فضایل اخلاقی 2020/01/19
  • Beytullah'ta cemaat namazı kılmak doğru mu?
    6382 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Eğer Beytullah'tan maksat Mescidu'l-Haram ise cemaat namazının bir sakıncası yoktur. Eğer maksat Kabe ise Kabe'nin içerisinde farz namazı kılmak ihtiyata uygun değildir. Elbette Kabenin içinde mustahap namaz kılmanın bir sakıncası yoktur, mustahaptır. Mermer taşın üzerine secde etmenin de bir sakıncası yoktur.[1]
  • İslami vahdetin gerçek manası nedir?
    4782 شیعه و دیگر مذاهب 2019/12/08
    İslami vahdetten kasıt mezheplerin ezcümle Şia ve Ehlisünnetin bir olması anlamında değildir. Çeşitli İslam mezheplerinin Müslümanların birlik ve beraberliğini kurmaları ve korumaları anlamındadır. Bütün Müslümanlar farklılıklara rağmen sahip oldukları birçok ortak noktadan yola çıkarak İslam düşmanları karşısında tek saf olmaları ve yabancı güçlerin Müslümanlara sulta kurmasının önüne ...
  • Vesilelerin Allah'a Yakınlaşmakta ki Önemi Nedir?
    13877 Eski Kelam İlmi 2009/12/20
    Vesilenin çok geniş manası vardır. Allah'a yakınlaşmaya neden olan her şey ve her işe şamil olmaktadır. Dünya yaşayışı, insanların hidayeti ve ilerlemesi için sebep ve sonuç düzeni üzerine kurulduğu, yine insanların doğal ihtiyaçları maddi sebeplerle karşılandığı için Allah'ın, hidayet, mağfiret, bağışlanma, yakınlaşma ve ...

En Çok Okunanlar