Gelişmiş Arama
Ziyaret
11959
Güncellenme Tarihi: 2010/05/30
Soru Özeti
Cansız varlıklar ve bitkiler Allah’ı nasıl tespih ederler?
Soru
Cansız varlıklar ve bitkiler Allah’ı nasıl tespih ederler?
Kısa Cevap

İnsanların âlemdeki varlıklara yönelik ilmi çok az ve naçizdir. Varlıkların yüce Allah’ı nasıl tespih ettikleri meselesi de henüz beşerin niteliğini kavramadığı konulardan biridir. Değişik ayet ve rivayetlerde varlığın tüm cüzlerinin yüce Allah’ı tespih ettiği beyan edilmiştir. Varlığın cüzlerinin tespih şekli hakkında müfessirler arasında iki görüş vardır:

1. Varlıkların tespih edişi hal diliyledir ve onlar kendi varlıklarıyla şöyle söylemektedirler: “Eğer bende bir eksiklik görüyorsan, bu benim varlığımın gereğidir ve Allah bu eksiklikten münezzehtir.”

2. Varlıklar söylem diliyle tespih ederler. Elbette onların söz ve söylemleri insanlar ve hayvanlar arasında bilinen şekliyle değildir. Onlar henüz insanların bilgisinin niteliğini anlayamadığı özel bir şekildedir.

Ayrıntılı Cevap

İnsanın evrendeki varlıklara yönelik ilmi çok sınırlı ve cehaletiyle karşılaştırıldığında naçizdir. Biz böceklerin, solucanların ve birçok başka varlığın birbiri ile nasıl konuştuklarından ve irtibat kurduklarından haberdar değiliz ve onların seslerini duyma gücünden bile yoksunuz! Zira bizim duyma gücümüz sadece özel bir frekans alanında bulunan sesleri duyar ve daha az veya daha çok frekanslı sesleri duymaya güç yetiremez. Oysaki onlar kesinlikle birbiri ile irtibat halindedirler! Varlığın yüce Allah’ı nasıl tespih ettiği konusu beşerin henüz kavramadığı meselelerdendir. Bundan dolayı biz bunun niteliğini tasavvur edemeyiz. Değişik ayet ve rivayetlerde varlığın tüm cüzlerinin tespih ettiği belirtilmiştir.[1] Tespih, Allah’ı her türlü eksiklik, güçsüzlük, yetersizlik ve genel anlamıyla yaratıkların derecesiyle uyuşan şeylerden tenzih etmek ve arı bilmektir. İmam Sadık’tan (a.s) sübhanallah hakkında sorulmuş ve kendisi şöyle buyurmuştur: “Allah’ın her kötülükten kulluk gayretiyle temiz olduğunun belirtilmesidir.”[2] Varlıkların (cansız varlıklar ve bitkiler) nasıl tespih ettikleri hakkında müfessirler arasında iki görüş mevcuttur:

1. Hal diliyle tespih etmek.

2. Söylem diliyle tespih etmek.

1. Hal Diliyle Tespih Etmek

Bazı müfessirler varlıkların tespihini hal diliyle tespih etmek olarak yorumlamış ve bunu varlığın ve tüm varlıkların yüce Allah’ın zat ve kemal sıfatlarına delalet ettiğini söylemişlerdir. Bu grubun bakışında varlıkların tespih edişi tekvinsel tespihtir ve varlıklar gerçekte hal diliyle kendi yaratıcılarını nitelemektedir. (Dışarıdaki görüngü içerideki sırrı haber verir) Varlıklar hal diliyle şöyle demektedir: “Eğer bende bir eksiklik görüyorsan, bu benim zatımın gereğidir ve Allah bu eksiklikten münezzehtir.” Ebu Nasır Farabi, Tabersi, Fahr, Razi ve Alusi varlıkların tespihinin hal diliyle olduğunu söylemektedir. Numune tefsirinde de bu görüş dile getirilmiştir. Farabi varlıkların tespih edişi ve namaz kılışını tefsir ederken şöyle demektedir: İlahi dergâh karşısında gök gezerek, yeryüzü hareket ederek ve yağmur yağarak namaz kılar.[3]  Bu görüşe göre varlıkların ve evrendeki zerrelerin tespih edişini tasavvur ve tasdik etmek çok rahat idrak edilebilir; zira evrende bulunan her zerrenin yaptığı iş onun tespihi sayılır.

2.  Söylem Diliyle Tespih:

Bu tür tespih ve övmeden maksat, tüm varlıkların akıl ve şuur taşımasıdır. Onlar Rablerini hal diliyle tespih eder, O’na hamd eder ve buna ek olarak O’nu söylem diliyle de tespih ederler. Lakin özetle bu tür tespih tüm hayvanların ve cansız varlıkların kendi konumlarıyla bağdaşır bir şekilde idrak ve düşünen nefisler taşıdığı temeli üzerine kurulmuştur. Her varlık kendi düşünen özüyle Rabbini tespih eder ve varlık evrenindeki zerrelerde varlıkların tespih edişi her tarafı sarar. Elbette bunu duymak herkes için mümkün değildir ve sadece gönül ehli ve mülk hicaplarını yırtmış kimseler evrendeki varlıkların tespih seslerini işitebilirler. Mevlana şöyle demektedir:

Eğer senin için gaipten bir göz açılırsa,

Evrendeki zerreler senin ile sırdaş olur

Suyun, toprağın ve çamurun konuşması

Ancak gönül ehlinin duyularınca hissedilir

Bu görüşü kabul etme eğiliminde olan büyük çağdaş şahsiyetler arasından Allame Tabatabai (r.a) ve şehit Mutahhari’ye (r.a) işaret edilebilir. Allame Tabatabai (r.a) şöyle söylemektedir: “Tüm varlıklar gerçek ve söylemsel anlamda tespih ederler. Söylemsel tespihin duyulan ve anlaşılmış sözcükler ile anlaşılması lazım değildir.”[4] Bu yüzden bitkilerin ve cansız varlıkların tespihi de hakiki ve söylemsel bir tespihtir. Meleklerin ve müminlerin tespih edişini söylemsel bilmemiz ve diğer varlıkların tespihini ise hal diliyle tespih etmek olarak değerlendirmemiz doğrul değildir. İnsan meselenin diğer boyutunu kavrayabilmesi için gönül, mana ve hakikat ehli olmalıdır. Varlıkların diğer boyutunu idrak ettiğimiz zaman, onların tümünün nasıl idrak, akıl, bilgi sahibi olduğunu ve nasıl rablerini hamd ve tespih ettiklerini anlarız. Kur’an-ı Kerim Hz. Davut hakkında şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi. Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik. Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi.[5]  Bu ayette varlıkların söylem diliyle tespih ettiğini onaylayan iki nokta mevcuttur:

Birincisi, Rabbi tespih etmede dağların ve kuşların Davut (a.s) ile birlikte olmasıdır. Eğer varlıkların tespih etmesinden maksat hal diliyle tespih etmekse, onların Davut’a (a.s) eşlik etmesinin bir manası olmayacak veya bunu zikretmede herhangi bir nokta gözlemlenmeyecektir. Ayetin akışı birdir. Bundan dolayı dağlar ve kuşlar bağlamında tespih etmeyi hal diliyle bilmemiz ve Davut (a.s) bağlamında ise söylem diliyle değerlendirmemiz manasız olacaktır. Çünkü hal diliyle tespih etmek her zaman ve Davut (a.s) olmaksızın da mevcuttur. İkinci nokta ise şudur: Ayette akşamları ve sabahları dağlar ve kuşlar Davut’a (a.s) eşlik etmekteydiler diye buyrulmaktadır. Akşamların ve sabahların gece ve gündüzün başka bir tabiri olduğu ve neticede daimi tespihin kastedildiği söylenebilir. Lakin önceki nokta (Davut’a (a.s) eşlik etmek) göz önünde bulundurulduğunda dağlar ve kuşların Davut (a.s) ile eşzamanda ve beraberce tespih ettiklerini söylemek gerekir. Yani her ne zaman Davut (a.s) tespih etmeye başlıyorduysa, dağlar ve kuşlar da ona eşlik etmekteydiler. O halde burada gerçek manasıyla güneşin doğuşu ve batışı kastedilmektedir. Böyle bir durumda da tespihin dağların ve kuşların varlığının Allah’ın varlığına delalet etmesi ve hal diliyle tespih etmek olarak yorum yapmak manasız olacaktır. Belirttiğimiz gibi bu tür tespih sürekli ve her zaman yapılmaktadır. Bu sabah ve akşam veya Davut (a.s) ile birlikte yapılmaya özgü değildir. Dağların ve kuşların kendisiyle birlikte tespih ettiğini duyan Davut (a.s) eşyanın batın ve melekûtuna erişmiş ve onların melekuti seslerini işiten başka bir kulağa sahip idi. (Eğer bizim batın kulağımız açılırsa, biz de bunları duyarız.)[6] Hz. Peygamberin (s.a.a) avucunun içinde çakıl taşlarının dile gelmesi konusu hakkında[7] şehit Mutahhari şöyle demektedir: “Burada Hz. Peygamberin (s.a.a) mucizesi, onun çakıl taşlarını tespih etmeye mecbur kılması değildi, Hz. Peygamberin (s.a.a) mucizesi, bireylerin kulağını açması ve onların çakıl taşlarının sesini duymalarıydı. Çakıl taşları her zaman tespih etmektedir ve Hz. Peygamberin (s.a.a) mucizesi çakıl taşlarını konuşturmak değil, onların sesini etrafındaki bireylere duyurmaktı.”[8] Bundan dolayı varlıkların söylemsel ve sözlü tespihlerinin olağan bir husus olduğunu ve temiz kalpli ve kendini arındırmış insanların bunları idrak ettiğini söyleyebiliriz.

 


[1] İsra Suresi, 44. ayet: :"تُسَبِّحُ لَهُ السَّماواتُ السَّبْعُ وَ الْأَرْضُ وَ مَنْ فِيهِنَّ وَ إِنْ مِنْ شَيْ‏ءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَ لكِن‏لا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ"  Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.

[2] El- Kâfi, c. 1, s. 118, hadis 10… هِشَامِ بْنِ الْحَكَمِ قَالَ سَأَلْتُ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ ع عَنْ سُبْحَانَ اللَّهِ فَقَالَ أَنَفَةٌ لِلَّهِ

[3] Varlıkların tespihi.

[4] Tercümeyi El- Mizan, c. 13, s. 152.

[5] "(وَ اذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُدَ ذَا الْأَيْدِ  إِنَّهُ أَوَّابٌ(17)إِنَّا سَخَّرْنَا الجِْبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشىِ‏ِّ وَ الْاشْرَاقِ(18)وَ الطَّيرَْ محَْشُورَةً  كلُ‏ٌّ لَّهُ أَوَّابٌ(19) ". (Sad. 17-19)

[6] El- Mizan fi Tefsiri’l Kur’an, c. 13, s. 120 – 121.

[7] Biharu’l Envar, c. 57, s. 169.

[8] Mutahhari, Murtaza, Aşinayi ba Kur’an, c. 4, s. 174.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerin manası nedir?
    8008 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/09/21
    Molla Mehdi Neraki’nin oğlu olan Molla Ahmed Neraki Şia’nın çağdaş âlimlerindendir ve onun Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerden maksadı, Peygamberin (s.a.a) halifeleri; yani masum imamlardır. ...
  • Zaman nedir? İnsan tarafından kontrol edilebilir mi?
    14500 İslam Felsefesi 2011/11/22
    Filozofların önemsedikleri ve görüş ayrılığına düştükleri felsefî önemli konulardan birisi zaman meselesidir. Zaman hakkında değişik teoriler öne sürülmüştür. Meşhur filozoflar şöyle demektedir: Zaman hareketin miktarıdır, müstakar olmayan bir varlıktır ve hareketle vardır. Hareket onu taşır. Molla Sadra şöyle der: Zaman hareketin miktarıdır ve hareket etmeleri açısından hareket eden şeylerin ...
  • Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında kaç kişi recim edilmiştir ve bu konu hakkında hangi muteber kitaplar mevcuttur?
    11925 Varie 2012/08/21
    Recim hükmünün konusunun ispat edilmesi zor olması nedeniyle, böyle bir hüküm nadiren icra edilmektedir. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında bu hükmün icra edilmesi ile ilgili bir takım tarihi veriler mevcuttur. Maız, Yahudi bir erkek ve kadın, Eslemi adındaki bir fert, Beni Gamıt kabilesinden bir kadın ve Cuheyne ...
  • Peygamber her zaman Muaviye’ye, babasına (Ebu Süfyan’a) ve oğluna (Yezid’e) lanet mi ederdi?
    25079 Eski Kelam İlmi 2011/03/03
    Allah’ın dilinden kasıt, Allah’ın kullarına telkin ettiği ilahi sözlerdir.Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) Kerbela’dan geçtiklerinde her birinin başından bir olay geçti. Onlar Allah’tan bunun nedenini sorup cevabını aldıktan sonra Allah-u Rahman şöyle buyurdu: ‘Gök ve yer ehli, Hüseyin’in katiline lanet ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    57674 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Acaba Allah’u Teâlâ her Peygamber (s.a.a.) için bir Şeytan karar kılmış mıdır ki o, Peygamberi (s.a.a.) vesveselendirmek için Allah tarafından görevlendirilmiş olsun?
    9329 Eski Kelam İlmi 2011/09/28
    Kur’an’ı kerimin ayetleri esasınca yaratılış nizamını ve ondaki hayır ile şer tekabülünü açıklanmasında cinler ve insanlardan olan Şeytanlar sadece insanlara karşı hile ve tuzak kurma ve Allah’ın dostlarına (velileri) karşı düşmanlık yapma iznine sahip olduğu belirtilmektedir. Ama kesinlikle tekvini olan bu izin Allah ...
  • İbn. Arabî Şii miydi yoksa Sünni miydi?
    25705 تاريخ بزرگان 2011/06/20
    İbn. Arabî’nin şahsiyetinin giriftliği ve İslamî mezhepler ve bu mezheplerin önde gelen şahsiyetlerine karşı takınmış olduğu tavır, onun hangi mezhebe mensup olduğu hakkında görüş ayrılıklarının çıkmasına neden olmuştur. Bazıları onu Ehli Sünnet, bazıları On İki İmam Şia’sı, bazıları İsmailî, bazıları Malikî mezhebine mensup bilmiş ve bazıları mezhep üstü ve ...
  • Acaba Allah yetmiş yaşındakileri seviyor ve seksen yaşındakileri, azap etmeyeceğini söylemiş midir?
    9467 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2015/05/27
    İmam Sadık’tan (a.s.), rivayi (rivayet içerikli) kaynaklarda müminlerin mükâfatı noktasında bir rivayet nakil edilmiş ki şöyle buyuruyor: kırk yaşından sonra imanlı kimseler her on senede Allah tarafından özel merhamet ve lütufla karşılaşıyorlar. Eğer bu rivayetin senedinde, azıcık tesamuh göstersek ve başka rivayetleri de bunun yanına koyup, dikkate alırsak ...
  • Dua ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinin şifa bulmadaki rolü
    15449 Yeni Kelam İlmi 2009/01/29
    Bu üç amel, hastanın şifa bulması için ayrı ayrı sebep olabilecekleri gibi üçüne birden de başvurulabilir. Ama insan dua ederken (Allah’la irtibata geçip, direkt olarak Ondan şifa isterken) doktora gider ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetini de yerse daha iyi olur. Zira doktorun tedavisi, ...
  • Uyumak ve istirahat etmek için kıbleye doğru yatmak mı gerekir? Cenaze nasıl defnedilmelidir?
    57632 خواب 2012/06/11
    Bizim rivayetlerimizde uyumak dört şekilde taksim edilir ve bunların en güzel türü müminin sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmasıdır. Ali (a.s) şöyle buyurur: Uyumak dört şekildedir: Peygamberler sırtüstü uyuyorlardı ve gözleri uyumuyordu; Allah’ın vahyi beklentisi içindeydiler. Müminler sağ tarafları üzerine ve kıbleye doğru uyurlar, padişahlar ...

En Çok Okunanlar