Gelişmiş Arama
Ziyaret
9812
Güncellenme Tarihi: 2010/08/22
Soru Özeti
Allah’tan Başkasından yardım dilemek tevhit ile uyuşur mu?
Soru
Çoğu yerde ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, ya Hüseyin söylenmekte veya yazılmaktadır. Bazıları, “ya Allah” söylemek dışında diğer isimler için “ya” sözcüğünden istifade etmenin Allah’tan başkasından yardım dilemek sayılması nedeniyle doğru olmadığını belirtmektedirler. Bu doğru mudur?
Kısa Cevap

Allah’tan başkasından yardım dilemek eğer ilahî büyük şahsiyet ve velilerin direkt olarak isteği yerine getirdikleri ve isteği getirmede Allah’a ihtiyaç duymadıkları inancıyla gerçekleşirse, bu şirk olup tevhit karşıtıdır ve caiz değildir. Ama bu büyük şahsiyetlerin Allah’ın izni ve Allah’ın kendilerine bahşettiği güç ile istekleri yerine getirdiklerine inanılıyorsa, bu şirk olmakla kalmayıp tevhidin ta kendisidir ve hiçbir sakıncası da yoktur.

Ayrıntılı Cevap

Şirk Mefhumu:

Şirk, insanın birini zat, yaratma, malikiyet, rububiyet ve ibadette Allah’ın eşi bilmesi ve bu hususlardan birinde Allah için ortak koşmasıdır. Öyleyse Allah’tan başkasından yardım dilemek, Allah’tan başka biri için isteği yerine getirme hususunda Allah’ın kudretinden bağımsız bir şan ve kudrete inanmamız gibi Allah’a ortak koşmayı gerektirecek bir şekilde olursa, bu şirk ve haramdır. Ama Allah’tan başkasından yardım dilerken Allah’tan başkası için bağımsız bir kudret gözetmezsek ve onu Allah’ın kudretinin uzantısında ve Onun izni dâhilinde bilirsek, bu şirk değildir. Aksine Kur’an, sünnet ve şeriata bağlı kimselerin geleneklerindeki bir takım deliller bunu onaylamaktadır. Bundan ötürü eğer Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Allah’ın diğer salih kullarından Allah’ın izniyle yerine getirebilecekleri bir takım isteklerde bulunursak, onları Yüce Allah’ın dengi ve etki etmede bağımsız görmediğimizden ötürü bu şirk değildir. Ayrıca bir başkasından yardım dilemek, ona ibadet etmek anlamında değildir.

Kur’an’da Dua Mefhumu

Kur’an’da duanın manasını anlamadaki yanlışlık, bazılarının Allah’tan başkasından istekte bulunmayı ve O’nun dışındaki birine seslenmeyi şirk ve buna mürtekip olan bir şahsı da kâfir ve kanını da helal bilmesine neden olmuştur. Bu fertler,  “şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin”[1] gibi bir takım Kur’an ayetlerine isnatta bulunmaktadır. Oysaki Kur’an’da dua kavramı çeşitli manalarda kullanılmıştır:

1- Yukarıda zikredilen ayet-i şerifedeki[2] gibi ibadet manasında.

2- Bir şeye davet etmek ve çağırmak; tıpkı Nuh’un (a.s) şöyle buyurması gibi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”[3]

3- “Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar”[4] ayetindeki gibi bazen olağan ve normal yolla istekte bulunma manasında kullanılmıştır. Bu dua (çağırmak) olağan işler hakkındadır ve biri bunu yaparsa kesinlikle kâfir olmaz.

Bazen de mucizeler ve olağan dışı yollarladır. Bu da iki kısma ayrılır:  

1- Bazen etki etmede Allah’tan başkasının bağımsızlığına inanmayla birliktedir. Bu kısım bir tür şirktir; zira sadece Yüce Allah tesir etmede bağımsızdır ve O’nun dışındakilerin elde bulundurdukları olağan sebepler bile Allah’tandır ve O’nun izni ile etkilemektedirler. Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor: “De ki: Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”[5] Bilinçli ve inançlı hiçbir mümin fert, hiçbir peygamber ve ilahî büyük şahsiyet hakkında böyle bir akide taşımaz.

2- Bazen bir şahıstan bizim için Allah’tan bir şey talep etmesini isteriz. Bu tür istemek, kâmil insanın tevhididir. Büyük bir şahsı Allah’ın dergâhında vasıta ve şefaat edici kılan ve sebeplerin sebebinin, hakikî nedenin ve gerçek etki edeninin Allah olduğuna inanan bir şahıs Allah’ın velilerine tevessül ederek onlardan Allah nezdinde kendisi için bir hacette bulunmasını talep eder. Bu tevhit ve tekliğe tapınmanın ta kendisidir. İsrailoğulları Musa’nın (a.s) yanına gelir ve Yüce Allah’tan kendileri için çeşitli yemekler istemesini ondan isterler. Kur’an şöyle buyuruyor: “Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin.”[6] Musa, neden bana “ey (ya) Musa” diye hitap ettiniz ve niçin kendiniz direkt Allah’tan istemediniz ve bu şirk ve küfürdür diye asla onları eleştirmedi. Aksine Musa onların isteklerini Allah’tan talep etti ve onların hacetleri yerine getirildi. Yaratıkların etki ve etkilenmede ve sebep ve sonuçta rolü olmasına inanmak şirk değildir. Tevhidin gereği, evrenin sebep ve sonuç eksenli düzenini inkâr etmek, her eseri vasıtasız olarak Allah’tan bilmek ve hatta boylamsal olarak dahi sebeplerin hiçbir rolü olmadığına inanmak değildir. Mesela ateşin yakmada, suyun doyurmada ve yağmurun doğayı yeşertmede bir rolü olmadığına ve direkt Allah’ın yaktığına, direkt doyurduğuna ve direkt doğayı yeşerttiğine inanmamız buna bir örnek teşkil eder. O halde yaratığın varlığının zatî şirk ve ikinci bir tanrıya inanmaya denk düşmemesi aksine bir olan Allah’ın varlığına inanmanın tamamlayıcısı olması gibi etki ve nedenselliğe ve evren düzeninde yaratıkların rol taşıdıklarına inanmak da varlıkların zatları itibariyle bağımsız olmadıkları gibi etki etmede de bağımsız olmadıkları hususu gözetilerek şirk değildir. Öyleyse tevhit ve şirkin sınırı, Allah’tan başkasının etki etmede bir rolü olduğuna inanmak veya inanmamak değildir. Şirk, diğer sebepleri Yüce Allah’ın enlem ve kenarında karar kılmamız ve onların etki etmede bağımsız olduğuna inanmamızdır. Başka bir tabirle melek, peygamber ve imam gibi bir varlığın doğaüstü güç ve etkisine inanmak da olağan sebeplerin etkisine inanmak gibi şirk değildir ve olağan etkenlerin sınırı üzerinde bir rol taşımak, Allah’ın karşısında bir güce inanmayı gerektirmez. Tüm hüviyetiyle Hakk’ın iradesine bağlı olan ve bağımsız olarak hiçbir yön taşımayan bir varlığın doğaüstü etkisi kendine dayalı olmaktan çok Hakk’a dayalıdır. O, eşyaya feyzi aktaran bir kanaldan öteye bir şey değildir. Nitekim Cebrail’in vahiy ve ilim feyzi vasıtası, Mikail’in rızık vasıtası, İsrafil’in diriltme vasıtası ve ölüm meleğinin ruhların alınma vasıtası olması da şirk değildir. Konunun daha aydınlanması için Kur’an ayetlerinden iki numuneye işaret ediyoruz:

Kur’an Hz. İsa’nın (a.s) dilinden şöyle buyuruyor: “Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.”[7]

2- Yakub’un evlatları pişman olduktan sonra kendisinin yanına gelir ve şöyle derler: “Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik” dediler. (Yakup)Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir dedi.”[8] Gördüğümüz gibi Yakub’un evlatları “ey (ya) babamız” sözcüğünden istifade etmişlerdir ve Yakup onları bu sözcüğü kullanmaktan men etmemiş ve kendiniz     Allah’tan isteyiniz diye buyurmamıştır.

Daha fazla bilgi için aşağıdaki kaynaklara müracaat edilebilir:

1- Tevessül ve Allah ile vasıtasız irtibat kurmak, 542. soru (site: 590).

2- Kur’an ve sünnette tevessül, 2032. Soru (site: 2265).

3- Ehli Beyt’e (a.s) tevessül etmenin felsefesi, 1321. soru (site: 1316).

4- Mutahharî, Mürteza, Cihan Bini-i Tevhidî, Tahran, Sadra, Çap-ı Bist-u Yekom, 1384.

5- Mekarim Şirazî, Nasır, Vehhâbiyet Ber Ser-ı Du Rahî, Kum, Medrese-i İmam Ali b. Ebu Talib (a.s), Çap-ı Evvel, 1384.


[1] Cin, 18.

[2] Cin, 18.

[3] Nuh, 5 ve 6.

[4] Bakara- 282.

[5] İsrâ, 56.

[6] Bakara, 61.

[7] Âli İmrân, 49.

[8] Yusuf, 97 ve 98.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • iffete ters olan amellerin hükmü nedir? Bu ameller zina haddine ulaşmazsa yine günah sayılıyor mu?
    12048 Yeni Kelam İlmi 2011/04/13
    Zina türünden yapılan bu amel kuranı kerim açısından büyük günah sayılmaktadır. Allah u Teâlâ konuyla alakalı şöyle buyuruyor: Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur”.
  • Hz. Mehdi (a.s)'ın yaşadığına dair akli deliller nelerdir?
    17363 تاريخ بزرگان 2009/07/08
    İmamet konusunda Hz. Mehdi (a.s)'ın varlığı ve imameti hakkında yalnızca akli deliller getirmek yeterli değildir. Akli delillerden genel olarak imameti ve bir imamın her zamanda olması gerektiği konusunda faydalanıyoruz; hadisler ise bu zamanda imamın yalnızca İmam Mehdi (a.s)
  • Ebubekir, Ömer, Osman nasıl halife oldular? Kimin tarafından hilafete seçildiler? Acaba kur'anda ve ya hadislerde onların halifeliğine işaret eden bir delil var mıdır?
    21245 تاريخ کلام 2008/07/22
    Continue ...
  • İslam dini niçin var?
    14348 Eski Kelam İlmi 2011/07/14
    Din, akaid ve Peygamberlerin insanların hidayet ve saadeti için Allah’tan getirdikleri bir dizi ameli ve ahlaki hükümlerdir.Dini öğretilerde dinin gerekliliği insan fıtratıyla ilişkilendirilmiş, Kur’an-ı Kerim’de de insan fıtratı ilahi fıtrat olarak tanımlanmış ve bütün ilahi kanunların Allah’a inanma ve tapınma hissi üzerine kurulduğu ...
  • Ahlâkın zekayla ilişkisi var mı?
    6593 Pratik Ahlak 2012/02/15
    Ahlâkta diğer bir çok ilim gibi teorik ve pratik diye ikiye ayrılır:Ahlâk kurallarını ve konularını bilmenin zekayla direkt bağlantısı vardır. Yani insanın zekası ne kadar yüksek olsa öğrenme gücü de o kadar çok olur ve ne kadar aşağı olsa bu ilimden o kadar ...
  • Cabir İbn-i Hayyan’ın kısa biyografisini açıklar mısınız?
    12312 تاريخ بزرگان 2011/08/16
    Cabir İbn-i Hayyan, Ebu Abdullah veya Ebu Musa Cabir İbni Abdullah-i Tarsus-i Kufi olarak tanınanmeşhur bir sofidir (tasavvufçudur). [1]İbni Nedim “El-Fihrist” kitabında onun künyesini Ebu Abdullah olarak zikir ederek, şöyle diyor: Razi (Zekeriya-i Razi) fenni kitaplarında Cabir ...
  • İsrail bir peygamberin adı mıdır? Onun kendisine haram kıldığı şey nedir?
    18229 تاريخ بزرگان 2012/04/04
    İsrail, ilahi peygamberlerden biri olan Hz. Yakub’un (a.s) adıdır. O, bir maslahat uyarınca deve etini ve sütü kendisine haram kılmış idi. Âli İmran suresinin 93. ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor: "كُلُّ الطَّعامِ كانَ حِلاًّ لِبَنِي إِسْرائِيلَ إِلاَّ ما حَرَّمَ إِسْرائِيلُ عَلى‏ نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ ...
  • Acaba evliliğin kendine özgü şartları varmı?
    4832 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/06/30
    İslam dinine göre geçici ve daimi evliliğin kendine özgü şartları bulunmaktadır. Bu şartlar şunlardır: Nikah akdini okumak. Kadın ve erkeğin razı olması yeterli değildir. Bunun yanında nikah kastıyla nikah akdi okunmalıdır. Vacip olan ihtiyat nikah akdinin sahih arapcayla okunmasıdır. Eğer kadın ve erkeğin kendisi ...
  • Rehberliğin görüşüne göre “bilerek” namazı bozmanın hükmü nedir?
    32137 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    İradi olarak farz namazı bozmak ve kesmek haramdır ama bir kefareti yoktur. Eğer insan namazını doğru kılıp kılmadığına dair şüphe ederse şüphesine itina etmemeli, namazını doğru kıldığına hükmetmeli ve namazı bozmamalıdır. Ama namazını bozarsa bunun bir kefareti yoktur. Elbette farz namazı iradi olarak bozmak haramdır ama ...
  • Günahta ısrar etmek cezanında artmasına neden olur mu?
    31284 Pratik Ahlak 2010/10/07
    Günahta ısrar etmek, deyimi iki manada kullanılmaktadır: 1)Günahı tekrarlamak, 2)Günah işledikten sonra tövbe ve istiğfar etmemek.Günahta ısrar etmenin çok kötü sonuçları vardır. Ayet ve rivayetlerde bu durum şiddetle kınanmış ve küçük günahın büyük günaha dönüşmesi, takva dairesinden çıkılması, bedbahtlık, itaat etmemek, insanı küfür ve ...

En Çok Okunanlar