Gelişmiş Arama
Ziyaret
12233
Güncellenme Tarihi: 2012/02/15
Soru Özeti
Rad suresinin 31. Ayetin “Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” açıklaması nasıldır benim için açıklar mısınız?
Soru
Selamun aleykum; Şu ayetin “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” açıklaması nedir? Acaba kendisiyle bu dağları harekete geçirebilinecek ve… Kura mütercimler arasında ihtilaf edilen kuran mıdır, bazı mütercimler ayette zikredilen kuran elimizdeki kuranın kendisidir şeklinde tercüme etmişlerdir. Bazıları da kuranın işi budur, lütfen bu konuda bir açıklama yaparak bana kılavuzluk yapınız?.
Kısa Cevap

Şu ayetten “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” maksadın ne olduğu konusunda müfessirler tarafından iki görüş ortaya atılmıştır:

1-   Ayetin manası şudur: eğer varlık âleminde bir kitap olmuş olsaydı ve onun okunmasıyla dağlar harekete geçecek, yeryüzünde seyir ettirilecek, yerin parçalanmasına nede olacak veya onun vesilesiyle ölüler sese gelecek ve konuşur hale getirilmiş olacak olsaydı bu kitap yine kuran olacaktı. Zira kuranı kerim tüm semavi kitaplardan çok daha kâmil ve daha üstündür.

2-   İkinci görürş şudur: Bu ayeti kerime Mekke kâfirlerine ihtiraz ve onların peygamberden (s.a.a.) istemiş oldukları mucizeye verilmiş cevap mahiyetindedir. Ve dolaylı olarak da şuna işaret ediyor: Bular inatçı ve asi kimselerdir. Yani eğer kuran vesilesiyle onların istediği şekilde dağlar harekete geçseydiler, kuran vesilesiyle yer yarılsaydı, su çeşmeleri aksaydılar veya kuran vesilesiyle ölüler konuşmaya gelip peygamberliğini (s.a.a.) tasdik etseydiler bile Mekke kâfirleri yine iman getirmezlerdi.

Ayrıntılı Cevap

Şu “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır”[1] ayetin tefsiri ve açıklamasına geçmeden önce bu ayetin nüzul sebebine teveccüh emek ayetin daha net ve güzel bir şekilde anlaşılmasında bize yardımcı olacağı kanısındayız. Bu nedenle ilkin ayetin nüzul sebebini gözden geçireceğiz.

Bazı müfessirler şöyle demişlerdir: Bu ayeti kerime Ebu cehil, Abdullan b. Ebu Ummeye ve onlara tabi olan bazı Mekke müşriklerinin cevabında nazil olmuştur. Adı geçen şahıslar Kabe’nin arka tarafında oturup peygamberi kendi yanlarına çağırıp şöyle dediler: Sen Allahın resulü ve getirmiş olduğun kuran da Allahın kitabı ve Onun tarafından nazil olduğunu iddia ediyorsun. Eğer seni takip etmemizi istiyorsan bu kuranınla Mekkenin dağlarını kaldır ta ki bizi içinde bulunduğumuz bu yerler biraz genişlesin! Yeri yararak nehirleri akıt ve çeşmeleri oluştur ta ki onlar vesilesiyle bu arazilerde bahçeler oluşturalım! Ekinler ekelim! Sen senin iddiana göre Davut’tan daha üstün olmazsan en azında onun seviyesindesin. Allah dağları onun hizmetine verdi. Dağlar Onunla hem seda oldular, onunla Allah’ı tesbih ediyorlardı. Veya rüzgârları güdümümüze ver ta ki onlara binip Şama gidip sorunlarımızı çözebilelim, ihtiyaçlarımızı giderelim ve aynı gönde tekrar geri dönebilelim. Süleyman’ın güdümüne verildiği gibi. Senin görüşüne göre sen Süleyman’dan az değilsin. Veya deden “Kusa b. Kulab”ı veya ölülerimizden başka birisini dirilt senin doğru olup olmadığını, söylediklerinin hak veya yanlış olduğunu soracağız. Zira İsa (a.s.) ölüleri diriltiyordu. Allah katında senin konumun İsanın konumundan düşük değildir. Sen de bu tür mucizeleri gerçekleştir ki sana iman getirelim. İşte bu esnada bu ayeti kerime “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” nazil oldu.[2]

Buna binaen söz konusu olan bu ayeti kerime peygamberin mucizelerine karşı inatlık, asilik, zorluklar çıkaran ve İsrail oğullarının bahanesinin aynısını üreten müşrikler hakkında Peygamberimize (s.a.a) nazil oldu.

Ayetin sebep nüzulünü açıkladıktan sonra ayetin maksadının ne olduğu konusuna geçeceğiz. Bu bağlamda müfessirlerce iki görüş ortaya atılmıştır.

1-   Ayetin manası şudur: Eğer varlık âleminde bir kitap olmuş olsaydı ve onun okunmasıyla dağlar harekete geçecek, yeryüzünde seyir ettirilecek, yerin parçalanmasına neden olacak veya onun vesilesiyle ölüler sese gelecek ve konuşur hale getirilmiş olacak olsaydı bu kuran olacaktı. Zira kuranı kerim tüm semavi kitaplardan çok daha kâmil ve daha üstündür.

2-   İkinci görüş şudur: Bu ayeti kerime Mekke kâfirlerine ihtiraz ve onların peygamberden (s.a.a.) istemiş oldukları mucizeye verilmiş cevap mahiyetindedir. Ve şuna işarettir: Bular inatçı ve asi kimselerdir. Yani eğer kuran vesilesiyle onların istediği şekilde dağlar harekete geçseydiler, kuran vesilesiyle yer yarılsaydı, su çeşmeleri aksaydılar veya kuran vesilesiyle ölüler konuşmaya gelip peygamberliğini (s.a.a.) tasdik etseydiler bile Mekke kâfirleri iman getirmezlerdi.[3] Taberi Zücac’tan naklen şöyle diyor: Benim tasavvur ettiğim ve diğerlerinin de söylemiş olduğu şeye göre ayetin anlamı şudur: Eğer dağı harekete geçiren ve… gibi özelliklere haiz bir kuran nazil olmuş olsaydı bile iman getirmezlerdi. Bunun delili aşağıdaki ayeti kerimedir: “Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar”.[4] Eğer melekleri göndersek, ölüleri diriltip onlarla konuşsa ve onlara istedikleri her şeyi göndersek bile onlar iman getirmezlerdir.[5]

Buna binaen ayet dolaylı olarak şunu söylemek istiyor. Siz (kâfirler) hakkı istemiyorsunuz. Eğer hakkı istemiş olsaydınız bu peygamber (s.a.a.) tarafından gösterilen o denli mucize ve nişaneler iman getirmeniz için yeterli gelirdi. Siz sadece iman getirmemek için sadece bahane getiriyorsunuz.

“Belki bütün emir yalnız Allah’ındır” şeklinde olan ayetin son cümlesinin anlamı hakkında şunu söylemek lazımdır: “Belki” kelimesiyle ayetin başında eğer anlamını veren “lev enne” den iddirap[6] yani dönüştür. Yani şu vurgulamak isteniliyor: Allah kuran dışında başka ayet ve mucizeler getiremiyor değil, zira bütün emirler ve bütün işler Allah ın ilmi dahilinde ve hikmetine dönüşmektedir. Dolayısıyla ayeti kerime adata şunu söylenmek istiyor. Allah onların iman getirmeyeceğini bildiği için başka mucizelerin gerçekleştirmesinin de faydasız olduğunu biliyor, dolayısıyla onlara göstermiş olduğu mucizelerden daha fazlasını göstermiyor ki onlar dünya azabına müptela olmasınlar. Zira onların peygamberden istemiş oldukları mucizeler eğer Allah tarafından peygamberin eliyle gerçekleşmiş olsaydı ve onlar yine iman getirmeseydiler ki getirmeyeceklerdir dünya azabını hak eder ve ona müptela olurlardı.[7]

“Mecmeul beyan” adlı tefsirin sahibi belki bütün emir yalnız Allah’ındır anlamını ifade eden “lilahu’l - emr cemien” cümlenin tefsirinde şöyle diyor: Geçen bütün işler: ister dağın hareketlendirilmesi ve yerin yarılması olsun ister ölülerin diriltmesi ve ister başka bütün emirler olsun hepsi Allahın emriyledir. Ve onun kudreti dahilindedir. Zira onun dışında hiç kimse müstakil bir şekilde güç sahibi değildir. Buna rağmen o bu işleri yapmıyor, zira indirmiş olduğu ayetler insaf ehli ve hakkın talipçisi olan kimseler için kâfidir. [8]



[1] Rad, 31. “Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır”.

[2] Bkz. Emin, seyide Nusret, “Mahzenu’l-Kran Der Tefsiri Kuran”, Tahran: Nehzeti Zenan Müselmanan, 1361, şemsi, c. 7, s. 42-43; “Tefsiri Numune”, baskı 1, Tahran: Darul Kutubil İslamiye, 1374 şemsi, c. 10, s. 220-221.

[3] “Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz”. (haşır 21).

[4] Anam, 111.

[5] “Mecmeul Beyan Fi Tefsiril Kuran”, baskı, 3, Tahran: nasır husru, 1372, ş., c. 6, s. 451.

[6] Arapçada bel bazen zamansal idrab (dönüşüm) anlamındadır. Bu anlamdaki bel bir öncekini ibtal etmek anlamına gelir. Bazen de bir konudan başka bir konuya geçmek içindir. Söz konusu olan bu ayetteki bel birinci anlam taşımaktadır.

[7] “Mahzenu’l-Kran Der Tefsiri Kuran”, c. 7, s. 42-43.

[8] Taberisi, “Mecmeul Beyan Fi Tefsiril Kuran”, c. 6, s. 451.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Yanlış bilgiler bilgi sayılmadığına göre Allah doğru ve yanlış bilgileri nasıl biliyor?
    6802 Eski Kelam İlmi 2012/05/15
    İster doğru olsun ister yanlış bir şeyi bilmek onu kabul etmek manasına gelmez. Ve biliyoruz ki Allah ilmini mevcut olan doğru veya yanlışlarla elde etmiyor, O’nun ilmi zati’dir. ...
  • Akıl din ile neden çelişir?
    12716 Yeni Kelam İlmi 2010/07/24
    Akıl, insanların içsel hücceti olup kemal yolunda kendilerine rehberlik eder. Şeriat (din) ise kirlilik girdabından insanları kurtarmak ve onları insanî kemal ve saadete sevk etmek için dışsal bir hüccettir. Buna göre zahir ve batın hüccetlerin birbiriyle çatışır olması mümkün değildir. Akıl bir fenomen ve her fenomen ...
  • Öldükten sonra insan ruhu hayvan şekline mi bürünür yoksa berzahta mı kalır?
    93941 روح و نفس 2012/07/24
    Öldükten sonra insan ruhunun başka bir insan veya hayvan şekline bürünmesi reenkarnasyona inanan kişilerin görüşüdür ve bu İslam’ın bakışında yanlış ve geçersiz bir görüştür. Ruh, dünya bedeninden ayrıldıktan sonra berzah âleminde misali bedende yer edinir ve kıyametin başlamasına dek berzah hayatını sürdürür. Bazen kabir âlemi ve bazen ...
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6952 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
    14359 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Hubut yüksekten aşağı inmek (nüzul) manasında olup, Suud’un (yukarı çıkmanın) karşıt anlamlısıdır. Bazen bir mekanda yerleşme manasında da kullanılmıştır.Hz. Adem (a.s)’ın hubutu konusu ve hubut olayı, her şeyden önce Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cenneti nasıl mana ettiğimize bağlıdır. Acaba ...
  • Sehl bin Sa’d Saidi kimdi?
    9301 تاريخ بزرگان 2011/04/13
    Sehl bin Sa’d Ensari Saidi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) tanınmış sahabelerinden olup Peygamberimiz vefat ettiği zaman 15 yaşındaydı. Onun asıl adı ‘Hazn’ idi, ama Peygamber (s.a.a) adını ‘Sehl’ diye değişti. Künyesi ‘Ebu’l Abbas’ idi. Uzun bir ömür sürdü. Medine’de ölen son sahabe olduğu söylenmektedir. Kimisi hicri 88 yılında, kimisi ...
  • Eşinin veya başkalarının verdiği hediyelerle kadına hac farz olur mu?
    6298 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/12
    Bu malların size hediye edilip sizin kabul etmenizden sonra sizin malınız olduğuna göre bunlar da sizin diğer mallarınız gibi sayılır. Sizin bu mallarla mustati (hacca gitmeye gücünüzün) olduğu farz edilmiştir. Bu yüzden sizi mustati kılacak diğer şartlar da var ise hac size farz olur. ...
  • Hawking tarafından ortaya atılan anlayış ve düşünceye göre evren kendiliğinden meydana gelmiştir. İslam’ın bu nazariye karşısında cevabı nedir?
    13720 Yeni Kelam İlmi 2012/04/02
    Sorunun birinci kısmının cevap şudur: Evvela sayıns (science) anlamında olan ilimde hiçbir önermenin % 100 kesin olduğu hükmü yoktur. Hawking tarafından ortaya atılan bu yargı ve teori de bu kaideden müstesna değildir. Medya ve basın organlarının abarttığının tam tersine bilim adımı olan bu düşünce sahibinin kendisi bile ...
  • Sermayenin humusu var mıdır?
    6247 Humusa Konu Olan Şeyler 2012/05/16
    Muhterem taklit mercilerinin sermayenin humusu hakkındaki görüşü şudur: Eğer bir kimse bir sermaye edinirse ve bu sermayenin humusunu vermesi durumunda kalan kısmıyla bir işe girişemezse ki bu sermayeyle geçinmeyi istiyorsa bu sermayenin humusunu vermeli midir? Tüm merciler (Ayetullah Vahit ve Ayetullah Safi dışında): ...
  • Vacib’ul-vucudun bütün kemallere sahip olduğunun delili nedir?
    6352 صفات واجب 2018/11/14
    Vacib’ul-vucut zaten bütün kemallere sahip olmalıdır. Zira kemallerden bir kemale sahip olmaz ise bu eksikliğe ve noksanlığa sonuç olarak ta fakirliğe yol açar, buda vacib’ul-vucut için niyazdır. Açıktır ki kemali bir varlığın sahip olmadığı kemaller varsa bu kemalleri hasıl etmek için bir başkasına ihtiyaç duyar. Sizin faraziyeniz; ...

En Çok Okunanlar