Gelişmiş Arama
Ziyaret
11429
Güncellenme Tarihi: 2007/09/18
Soru Özeti
Eğer İslam’ın herhangi bir konusu bizim akli delillerimizle çelişirse ve çaba sarf etmemize rağmen bu çelişki hallolmazsa ne yapmamız gerekir?
Soru
Eğer İslam’ın herhangi bir konusu bizim akli delillerimizle çelişirse ve çaba sarf etmemize rağmen bu çelişki hallolmazsa ne yapmamız gerekir?
Kısa Cevap

Akıl insanların deruni hücceti olup onları kendi kemallerine doğru yönlendirir. Şeriat ise insanları günahların batağından kurtarıp saadete ulaştıran dış hüccettir . Bu esasa göre bu iki kılavuzun çelişmesi mümkün değildir. Hüccet delil ve kılavuz manasındadır. Kılavuz yolu ve hedefi bilene denir. Elbette şu noktada bilinmeli ki bu iki kılavuz bir birlerine ihtiyaç duyarlar. İnsan hedefine ancak bu iki kılavuz arasında tam bir uyum olduğunda ulaşabilir.

Bu durumda akli esaslardan birisi dinle çelişirse; ya o akli delilde mantık kurallarına gerektiği gibi uyulmamıştır veya o konuda bizim dinden yapmış olduğumuz çıkarım yanlıştır.

Ayrıntılı Cevap

İslam ve akılcılık arasında hiçbir çelişki söz konusu değildir. Elbette bazen dini olmayan bir meselenin dinin sınırları içerisine alınması veya akli delilde uyulması gereken mantık kurallarına uyulmaması veya akla özel bir mananın yüklenmesi bizi böyle bir çelişkiyle karşı karşıya getirebilir. Bu konunun etraflıca anlaşılabilmesi için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:

İslam Felsefesi Açısından Akıl ve Akılcılık:

İnsanı seçkin kılan en belirgin özelliklerinden birisi düşünme kabiliyetidir. Düşünme/tefekkür, zihinsel kavramlar üzerinde gerçekleşen ve bilinenlerden yola çıkarak bilinmeyenleri anlamaya yönelik içsel bir faaliyettir. Akli düşünme yöntemi, akli öncüllerden oluşan kıyasa dayalıdır. Akli öncüller ise ya apaçık/bedihi önermelerden oluşurlar veya onlara dönerler. Felsefe-i ula/ilk felsefe, matematik ve felsefi ilimlerdeki bir çok önermeler burhani kıyaslara örneklik teşkil ederler. Akli yöntemle tecrübi yöntem arasındaki fark, akli yöntemin apaçık/bedihi öncüllere dayanması tecrübi yöntemin ise tecrübeye dayalı öncüllere[1] dayanmasından kaynaklanmasıdır. İslam felsefesi; varlığı, Allah’ı ve insanı akli yönteme dayalı olarak tanıtır.

 

Peygamberlerin Yöntemi ve Akli Yöntem

Gerçekte peygamberlerin hak ve hakikate davetteki yöntemiyle insanın doğru mantıka dayalı delillerle elde ettiği neticeler arasında herhangi bir fark yoktur. Tek fark şu ki peygamberler görülmeyen/gaybi âleme yönelir ve vahiy çeşmesinden faydalanırlar. Elbette o yüce insanlar gayb âlemiyle irtibatta olmalarına rağmen halkın seviyesine inmiş ve onların anlayacağı dille onları, herkeste var olan fıtrata yönelmeğe ve mantığa dayalı delillerden faydalanmağa davet etmişlerdir. Dolayısıyla peygamberler insanları basiretsiz ve körü körüne bir takipçiliğe davetten uzaktırlar. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor: “Deki bu benim yolumdur. Ben ve takipçilerim insanları basiret üzere Allaha davet ederiz.”[2]

Bu yüzden; amaç, hazırlayıcı ve yöntem açısından bir olan din ve akılcılık arasında hiçbir ihtilaf söz konusu değildir. Gerçek din insanları, tabiat ötesine akli delillere dayanarak yakin etmeğe çağırır. Akıl ve nakil birbirlerinin bir çizginin devamıdırlar. Hikmet ve felsefe Kur’an ve sünnetin buyurduklarına derin bir bakıştan ibarettir. Din ve felsefe bir hakikatin iki yüzü, bir gerçeğin iki ayrı görüntüsüdürler. Akıl insanların deruni/içsel hücceti olup onları kendi kemallerine doğru yönlendirir. Şeriat ise insanları günahların batağından kurtarıp saadete ulaştıran dışsal hüccettir. İmam Kazım (as)’ın buyurduğu gibi: Allah insanlara iki hüccet vermiştir; zahiri hüccet ve diğeri içsel/batıni hüccet. Görünen hüccet peygamberler ve imamlardır, batıni hüccet ise akıllardır.[3]

Bu esasa göre adı geçen iki hüccetin bir biriyle çelişmesi mümkün değildir. Hüccet delil ve kılavuz anlamındadır. Kılavuz yolu ve hedefi bilen kimseye veya şeye denir. İmam Kazım (as)’ın buyruğu gereği Allah’a ulaşmak için iki kılavuz vardır: Zahiri kılavuz ve batıni kılavuz Elbette bu iki yol gösterici bir birinden ayrı ve bir birinden ihtiyaçsız değildirler. İnsanın hedefine ulaşması bu ikisi arasında tam bir uyumun var olmasına bağlıdır.

Görünen kılavuzlar (peygamberler ve imamlar) akıl ve düşünceye yabancı değildir. Çünkü feyiz vasıtası olan (masum) aynı zamanda kamil akla sahiptir ve Yusuf suresinin yüz sekizinci ayetindeki basiret kelimesi bunu çok güzel izah etmektedir. Resulullah (s.a.a)’in tabiriyle: Aklı olmayanın dini de yoktur. [4] Batini kılavuz ise şeriata muhtaçtır. İmam Hüseyin (as)’ın tabiriyle: Aklın kemali hakka uymasındadır.[5] Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle: Allah haktır[6] ve hak Allah’tandır.[7]

Demek ki Akıl, Hak Teala’ya uymakla kemaline kavuşur ve Hak Teala’ysa peygamberlere tabi olma emrini vermiştir. Kur’an-i Kerim buyuruyor ki: “Allah’a, Resulü’ne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.[8]

Burada mühim olan şu ki bazen dindeki bazı yüce hakikatler Dekart’ın anlayışındaki hesapcı akılla (Dekart’a göre külli akılın bir anlamı yoktur ve onun bütün dikkati hesapçı ve ileriyi düşünen akıl üzerinedir.) ya pragmatik akımdaki akıl anlayışıyla (pragmatik düşüncede faydası olan tek akıl bilimsel sorunlarımızı çözebilen akıldır.) veya Kant’ın teorik akıl anlayışıyla (Kant’a göre teorik akıl sorunları çözmede acizdir ve aklın yargıları bu alanda değerden yoksundur.) çelişmektedir.

Şu bir gerçek ki fedakarlık, şahadet, infak ve görünmeyene/gayba inanma gibi binlerce temel İslami meseleleri hesapçı ve cüz’i akılla anlamak mümkün değildir.Ancak dini gerçeklerin hiç birisi felsefi akılcılıkla tezat ve çelişki içerisinde değildir.

Netice itibarıyla din ve akıl arasında tam bir uyum vardır. İslam’la akli deliller arasında da hiçbir tezat söz konusu olamaz. Çünkü din ve akıl; hedef, yöntem ve var edici yönünden birdirler. Bundan dolayı ne zaman akli bir meseleyle dini bir hakikat uyuşmazsa ya akli delilin öncüllerinde mantık kurallarına uyulmamıştır veya bizim o konuda dinden yapmış olduğumuz çıkarım yanlıştır.

HATIRLATMALAR

a) Akli burhan ilahi delil sayıldığından akli sermayeyle dini metinleri okumaya başlayan kimse hem nakli metinden hem de akli delilden bir çok kutsal ilmi birikim ona nasip olacaktır. .Akli burhanlar aynı muteber nakli deliller gibi ilahi ilhamlardan kaynağını almış ve beşerin zihninde tecelli etmiştir. Bundan dolayı her kim akli sermayeyle kutsal metinleri okur ve bir takım çıkarımlar yaparsa, bu çıkarımlar aynı bir ayeti başka bir ayetin veya rivayetin yardımıyla anlamak gibidir. Bu yüzden bu çıkarımların hiç birisi nakli metinlere yabancı değildir.

Elbette insan eğer eksik istikra, mantıktaki temsil veya safsata çeşitlerinin birisini kullanarak dini metinleri anlamaya çalışırsa mukaddes metinlerin üzerine beşeriyet tozu konacak ve onu kirletecektir.

b) Eğer biri şöyle derse: Dinin genel ve ayrıntılı bütün meseleleri akli delillerle savunulabilir mi?

Cevabı şöyledir: Akıl dini anlamak ve bilmek için lazımdır ancak yeterli değildir. Dini ayrıntılarını akılla savunmak mümkün değildir. İster tabiatta olsun ister şeriatta ayrıntılar aklın sahasına girmezler. Başka bir deyişle ayrıntılar ister bilimsel ister nesnel ister hakiki ve ister itibari olsun akli delilin sahasının dışındadır. Aklın sahasının dışında olan şeylere de akli izahlar getirmek mümkün değildir. Ancak külli ve genel konularda hem tabiatta hem şeriatta akli izahlar getirmek mümkündür.

Daha açık bir ifadeyle akıl birçok meselede kendini aciz gördüğünden vahye muhtaçtır. Aklın sözü şudur ki ben birçok şeyi anlamadığımı biliyorum ve bu konularda vahye ihtiyacım var.

Peygamberliğin genel deliline dayanarak akıl şöyle der: Ben sonsuz ve yüce bir hedefe sahibim ve bu hedefe ulaşmak için uzun bir yolun olduğunu; hedefe rehbersiz ulaşılamayacağını ve bu yolun ilahi önderinin Peygamber (s.a.a) olduğunu biliyorum.

Genel meselelerde ve ayrıntılarda öndere kulak asılmalı ve sözlerinin gereği yapılmalıdır. Bundan dolayı sabah namazı niçin iki rekat ve öğlen namazı dört rekat veya akşam namazı niçin sesli kılınır ve öğle namazı sessiz diye soru sormaz. Aynı şekilde bu balık niçin helal ve ötekisi haram demez. Akıl birçok ayrıntıyı anlamadığından, ben peygambere muhtacım, der. Akıl ayrıntılara karışma iddiasında değildir ve akla böyle bir misyon yüklenirse bunu yüklenmekten ve hedefe ulaştırmaktan aciz kalacaktır.[9]

Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki kaynaklara müracaat ediniz:

1) Ali ve İlahi Felsefe, Tabatabai, Muhammet Hüseyin

2) Kuranda Tefekkür, Tabatabai, Muhammet Hüseyin

3) Nehcü’l-Belaga’da Teorik ve Pratik Hikmet, Amuli, Abdullah Cevadi

4) Marifet Aynasında Şeriat, Amuli Abdullah Cevadi 199-224

5) İnançlar ve Sorular, Tahrani Mehdi Hadevi 51-58

6) İçtihadın Kelami Kökenleri, Tahrani Mehdi Hadevi 280-283

7) Porsiman Dergisi, 12. sayı Ağustos 2002 Makale: İslam ve Akıl Arasında, Uyum mu Tezat mı? , Rızaniya Hamit Rıza



[1] Misbah yezdi , Amuzeşi felsefe 1/ 101

[2] Yusuf suresi 108

[3] Muntehabı mizanul hikmet , Reyşehri , Muhammet s.358

[4] Aynı, s. 357

[5] Aynı, s. 359

[6] Lokman suresi 30

[7] Ali İmran 60

[8] Nisa, 59

[9] - Cevadi Amuli, Din Şinasi 127-174

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hz. İsa Ve Suyun Üzerinde Yürüme
    14285 Eski Kelam İlmi 2011/10/23
    Peygamberleri tanımanın yollarından birisi mucizedir. Mucize ıstılah olarak öğretilecek ve öğrenilecek türden olmayan ve insanların yapmaya güç yetiremeyeceği olağanüstü işlere denir.[1] Hz. İsa (a.s) bazı mucizelere sahipti. Ölüleri diriltmek, doğuştan kör olanlara şifa vermek ve hastaları iyileştirmek bu mucizelerin bazılarıdır. Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “…
  • Peygamber (s.a.a) zamanında ve Peygamber (s.a.a)’den önce kadınların tesettürü nasıldı?
    13536 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/04/29
    Bazen tesettür kelimesi yerine hicap kelimesi kullanılmaktadır; hicap sözlükte; perde, örtü ve iki şey arasındaki engel ve ayırıcı anlamına gelmektedir. Tabi müfessirlerin ve araştırmacıların söylediği gibi, hicap kelimesinin kadınların örtüsü anlamında kullanılması günümüzde ortaya çıkmıştır, yani yeni bir terimdir. Geçmişte, özellikle fakihlerin kullandığı kelime, ...
  • Malik Eşter’in ecdadı ve evlatları muvahhid miydiler? Onların da velayete imanları var mıydı?
    14961 تاريخ بزرگان 2011/12/20
    Yemen’in Naha ve Mizhac kabilelerinden olan Malik Eşter’in ecdadının muvahhid olması hususunda muteber tarih ve siret kitaplarında, Yemen’de bu kabilenin İslama girmekte öncü olmasının dışında bir şey zikredilememiştir.Malik Eşter’in İshak ve İbrahim adında iki oğlu vardı. İshak, Kerbela’da İmam Hüseyin’in (a.s) yaranlarından olup, ...
  • Kur’an Nasıl Bir Kitaptır?
    23313 شیعه و قرآن 2012/09/09
    Kur’an’ı kerim semavi bir kitaptır. Allah tarafından insanları Allaha davet ve kendisine doğru hidayet etmek için gönderilmiştir. Kuran Allahın son peygamberi olan Hz. Muhammed’e nazil olmuştur. Kuran İslam Peygamberinin ebedi mucizesidir. Bu kitap 23 sene buyunca vahiy yoluyla tedrici olarak Allahın resulüne nazil olmuştur. Resulü Ekrem kur’an’ın ...
  • Allahın rızasını ve muhabbetini kazanmak noktasında temizlik ve nezafetin rolü nedir?
    7132 فضایل اخلاقی 2015/02/15
    Temiz bedene sahip olmak, temiz elbise giymek ve güzel koku sürmek güzellikten hoşlanan fıtri hisse sahip olan kimseler için bir nevi ruhani bir halet vücuda getirir, onun Allaha ve Allahın da pak ve temiz olan insana muhabbetini fazlalaştırmasına neden olabiliyor. Molla Ahmed-i Nereki (r.h.) zahiri temizlik ile ...
  • Neden Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala için bazen tekil, bazen de çoğul zamirler kullanılmıştır?
    14321 Tefsir 2009/07/04
    Allah-u Teala birdir ve bu yüzden kendi yaptıklarından bahsederken kelime ve zamirlerin tekil olması gerekir. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de kendisini defalarca bu şekilde ifade etmiştir. Ama gerek Arapçada, gerekse başka dillerde bazen tekil zamirlerin kullanılması gereken yerlerde çoğul zamirler kullanılmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır ki bu nedenlerden bazıları ...
  • Hz. Fatıma (s.a)’nın hayatını özet olarak beyan edebilir misiniz?
    3347 حضرت فاطمه زهرا س 2020/01/19
  • Toprağa secde etmenin felsefesi nedir?
    20671 بیشتر بدانیم 2012/10/24
    Secdenin hakikati alçakgönüllülük, baş eğmek ve meyildir. Secde farzlardan biridir; çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler rükû ve secde edin…” Burada bir noktaya dikkat edilmesi gerekir ve bu nokta Şia’nın toprağa toprak için secde etmemesidir; zira yüce Allah’tan başkasına secde etmek tüm Şia âlimlerinin görüş ...
  • Modern dünyada dinin işlevi nasıldır?
    7547 Yeni Kelam İlmi 2010/01/14
    “Din” kelimesi, ilahi olan veya olmayan, tahrif olmuş veya olmamış (İslam dini) bütün dinleri kapsamaktadır. Bize göre, her asır ve yerde doğru işlevi olan tek din İslam dinidir; çünkü İslam dini kâmil ve son ilahi dindir. Bu yüzden, İslam dininin, bireysel olsun ...
  • Eğer Şeytan ateştense nasıl ateşte yanacak?
    12248 ابلیس و شیطان 2012/08/26
    Âlem daima bir değişim içerisindedir. Eşyanın (maddenin) özellikleri de etki tepkilerden dolayı değişkenlik göstermektedir. Hatta bilim adamları yanmayan bir maddeyi üzerinde değişiklikler yaratarak yeni bir unsur yani yanıcı bir madde elde edebilirler. İnsanın böyle bir yeteneğe ulaştığı şu halde acaba varlık âleminin Rabbi’nin Şeytan’ı oluşturan unsurlarda küçük ...

En Çok Okunanlar