Gelişmiş Arama
Ziyaret
13569
Güncellenme Tarihi: 2008/10/27
Soru Özeti
İslâm dışındaki diğer dinler sayesinde kemale erişilebilir mi? Tevhide ulaşmak nasıl?
Soru
İslâm dışındaki diğer dinler sayesinde kemale erişilebilir mi? Tevhide ulaşmak nasıl?
Kısa Cevap

Bugün dünyada var olan dinlerde bazı hakikatler vardır. Ama hakikatin kâmil şekli olan tevhit sadece İslâm dininde görülebilmektedir. Bu iddianın ispatlanmasındaki en açık delil, güvenilir kaynakların olmaması, tahrifin olması ve bu dinlerin metni kaynaklarındaki aklî çelişkiler ve bunun karşısında ise Kuran’ın tahrif olmaması, güvenilir kaynak ve tarihin olması, dinin evrensel olması ve onun öğretilerinin salim akılla uyumlu olmasıdır.

Ayrıntılı Cevap

Verilecek cevabın daha iyi anlaşılabilmesi için, diğer dinlerin günümüz dünyasında delillerinin doyurucu olmaması ve İslâm dinin üstünlüğü ve haklığına dair deliller vb. konuları incelememiz gerekmektedir.

A) Dünyada bulunan dinlerin (İslâm dışında)delillerinin doyurucu olmaması hakkında:

Dünyada bulunan dinlerin delillerinin doyurucu olmamasını açıklamadan önce şu iki noktayı hatırlatmak yerindedir:

Birinci nokta: Kastımız günümüz dinlerinde olan her şeyin batıl olduğunu ve onlarda hiç hak sözün olmadığını söylemek değildir. Kastımız, günümüz dinlerinde kabul edilmesi mümkün olmayan konuların olduğunu ve bu dinlerin hakikati kâmil olarak açıklayamayacaklarını söylemektir.

İkinci nokta: Biz bu kısa araştırmada günümüz dünyasındaki en önemli iki dinin, Yahudilik ve Hıristiyanlığın delillerinin doyurucu olmadığına işaret edeceğiz. Bu şekilde bu iki dinden daha az kabul gören ve geçerliliği daha az olan diğer dinlerin değeri ve itibarı da anlaşılacaktır.

Hıristiyanlığın, bugün hakikati tam olarak gösteremeyeceğini ispatlayan delililer şunlardır:

1) İncil mutevatir ve senedi de katî değildir:

Hz. İsa (a.s.) İsrail oğullarındandı ve dili de İbranîce idi. Beyt-ul Mukaddes’te peygamberlik iddiasında bulunmuştur. O bölgenin halkı da İbranî idi ve sadece az bir grup dışında ona iman getirmediler. İman getirenler hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Yunancayı bilen Beyt-ul Mukaddes halkından birkaç kişiydiler ve Asya kıtasındaki küçük şehirlere dağılarak insanları Hz. İsa'nın (a.s.)  dinine davet ettiler. Yunan dilinde kitaplar yazmışlardır. Bu kitaplarda bazı konular yer almaktadır ve Yunan ve Rum halkına şöyle yazmışlardır: İsa şöyle demiş ve böyle yapmıştır. Hz. İsa’yı (a.s.) görenler, amel ve sözlerine şahit olanlar ve onun dilini bilenler Filistin’deydiler ve Hz. İsa’yı (a.s.) peygamber olarak kabul etmediler. Yunanca yazılan hikâyelerin uydurma olduğunu söylediler. Bu hikâye ve kitapları kabul edenler, Hz. İsa(a.s.) ve Beyt-ul Mukaddesi hiç görmeyen ve onun dilini hiç bilmeyen uzak bölgelerin halklarıydılar. Eğer İncil’de yazdıkları hikâyeler yalan olsaydı, ne yazarların yazmalarını engelleyecek ve ne de dinleyenlerin yalanlamalarını sağlayacak bir durum vardı.

Örneğin; İncil’de şöyle yazmaktadır: Hz. İsa doğdu, birkaç kişi doğudan geldiler ve yeni doğan Yahudi padişahının nerede olduğunu sordular. Biz onun yıldızını doğuda gördük dediler. Onlar yerini göstermediler. Birden aynı yıldızı gökyüzünde gördüler ve yıldız hareket ederek Hz. İsa’nın bulunduğu evin üzerinde durdu, o evde olduğunu anladılar. Böylesine kesin uydurma olan bir hikâyeyi rüsva olmaktan korkmadan İncil’de yazmışlardır. İbranîce olarak Beyt-ul Mukaddes ehli için yazmadılar ve başkaları için yazdılar. Başkaları için çok şey söylenebilir. Yıldız bilimcilerinden hiçbirisinin, bir kimsenin doğmasıyla beraber bir yıldızında ortaya çıktığına ve onun başı üzerinde hareket ettiğine inanmadığına yakinimiz vardır. Ne Mecusîler ve ne de başkaları böyle bir şeye inanmaktadır.

Aynı şekilde, Hıristiyanların eski büyüklerinin Hz. İsa’nın öldürülmesinde ihtilâfları vardır. Bazı İncillerde o hazretin öldürülmediği yazmaktadır; çünkü eğer bir şehirde birisi öldürülse, özellikle asılarak, halkın çoğunun buna dikkat edeceğinden dolayı gizli kalması mümkün değildir. Ama İncili yazanlar, onu yabancıların dilinde yabancılar için yazdıklar ve bu yabancılar Beyt-ul Mukaddes’te bulunmadıklarından dolayı da Hz. İsa’nın öldürülüp öldürülmediğinden habersiz oldukları için de yazarlar hiç korkmadan özgürce kendileri için neyi maslahat gördülerse yazdılar. Üç yüz yıl sonra Hz. İsa için bir toplantı düzenleyerek aradaki ihtilâfları nasıl ortadan kaldıracakları üzerine Yahudi âlimleriyle meşveret ettiler. Bütün İnciller arasından sadece dört incili seçerek onları doğru ve haddi hesabı belli olmayan diğer İncilleri de batıl kabul etme kararını aldılar ve Hz. İsa’nın öldürülmediği, reddedilen İncillerde bulunmaktaydı ve resmiyetten düşürüldü.[1]

2) Hıristiyanlığın, bugün hakikati tam olarak gösteremeyeceğine dair ikinci delil, bugünkü İncil’de birçok tahrif ve eksikliklerin olmasıdır. Daha fazla bilgi edinmek için Allâme Şe’rani’nin yazdığı “Saadet Yolu”[2], Fazıl Hindi’nin yazdığı “İzhar-ul Hak” ve Şehit Haşimi Nejat’ın yazdığı “Kuran ve Diğer İlâhî Kitaplar” kitaplarına başvurabilirsiniz.

3) Üçüncü delil, Hıristiyanlığın bazı inançlarının, akıl ve mantık kurallarıyla olan uyumsuzluğudur. Örneğin, tanrı oğlun, insan şekline girdiğine, insanların günahlarını kendi üstüne alacağına ve çarmıha gerilmesi günahların keffaresi olduğuna inanmaktadırlar. Yuhanna İncilinde şöyle yazmaktadır: "Allah, âlemi muhabbet kudreti kıldı ve ona iman getiren kimselerin helak olmaması ve kalıcı olmaları için biricik oğlunu verdi. Çünkü Allah oğlunu bu âleme dünyaya hâkimlik yapması için değil onun sayesinde dünya kurtulsun diye göndermiştir."[3]

 

Yahudilik hakkında da aynı problemler vardır. İlk olarak: üç tane Tevrat vardır.

1) Yahudiler ve Protestan âlimlerinin geçerli saydıkları İbranîce nüshası.

2) Samirilerin (Ben-i İsrail’in başka bir grubu) geçerli saydıkları Samiri nüshası.

3) Protestanların dışındaki Hıristiyan âlimlerinin geçerli saydıkları Yunani nüshası.

Samirilerin nüshası, sadece Musa’nın (a.s.) beş kitabını ve Yuşe’ ve hâkimler kitabını kapsamaktadır ve Ahd-i Atik’in diğer kitaplarını geçerli saymamaktadır. Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılması ile Nuh tufanı arasında birinci nüshada 1657 yıl, ikinci nüshada 1307 yıl ve üçüncü nüshada 1362 yıl yazmaktadır. Buna göre bu üç nüshanın hepsi doğru olamaz. Sadece birisi doğru olabilir ve hangisi olduğu da belli değildir.[4]

İkinci olarak: Tevrat’ta akılla uyuşmayan konular vardır.

Örneğin, Tevrat’ta Allah, yol yürüyen, şarkı söyleyen, yalancı ve kandıran insan şeklinde tanıtılmaktadır; çünkü Hz. Âdem'e, iyilik ve kötülük ağacından yerse öleceğini söylemiştir ama Âdem ve Hava, o ağacın meyvesini yemelerine rağmen ölmemişler tam tersine iyilik ve kötülükle tanışmışlardır.[5]Yahut Tevrat’ta geçen Allah ile Hz. Yakup’un güreşmesi.[6]

 

B) İslam dinin üstün ve hak olduğuna hakkında:

1) İslâm dinin canlı ve kalıcı mucizesi; bu dinin asıl mucizesi kitap, mantık ve ilim alanında olan Kuran-ı Kerim'dir, ama önceki peygamberlerin mucizeleri hissedilir konulardadır. Bu yüzden Kuran-ı Kerim, sürekli canlı ve Peygamber’in (s.a.a) yaşayıp yaşamamasına bağlı değildir. Bundan dolayı İslâm dininin mucizesi kalıcı ve ebedidir.

Buna ilâve olarak Kuran-ı Kerim, meydan okumasıyla günden güne insanlara hayat ve kalıcılığını ilân etmektedir. Örneğin: “Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin.”[7]

2) Kuran-ı Kerim’in tahrif olmayışı; yani onda hiçbir değişiklik gerçekleşmemiştir. Allah’ın Kuran’ı koruma sözü[8] vermesine ilâve olarak Peygamber (s.a.a) de onun korunmasına özel bir dikkat göstermekteydi. Vahiy kâtibi olarak meşhur olan bir gruba, ayet ve sureleri yazma emri vermiştir. Yaranlarını ve sahabelerini sürekli Kuran ezberlemeye teşvik etmiştir ve bu yüzden Peygamber(s.a.a.)’in zamanında büyük bir grup Kuran hafızları olarak meşhur olmuşlardır. Kuran okumaya teşvik etmiştir; yani sadece mütalâa etme ve anlamlarını öğrenme değil lâfızları tam olarak özelliklerine ve tecvit kurallarına göre okunmasını istemiştir.[9]Bu çalışmalar Kuran-ı Kerim’in tahrif olmasını engellemiştir.

3) İslâm dinin haklılığını ispatlamada üçüncü delil ise, İslâm Peygamberi’nin (s.a.a) son peygamber olmasıdır. İslâm dininin yazılı kaynakları[10], İslâm Peygamberi’nin (s.a.a.) son peygamber olduğunu ve ondan sonra başka bir peygamberin gelmeyeceğini onaylamaktadır.

Bütün toplumlarda bir müdür ve patronun en son verdiği talimat yapılan iş için kriterdir ve bu talimatın uygulanması gerekir. Yeni bir talimatın gelmesiyle de önceki talimatlar kendiliğinden geçerliliklerini kaybederler.

Diğer dinlerin yazılı kaynaklarında peygamberlerinin son peygamber olduğu geçmemektedir. Tam tersine İslâm Peygamberi’nin (s.a.a) geleceği müjdesini kendi takipçilerine vermiştir.[11] Yani kendisinin geçici olduğunu bir şekilde açıklamıştır.

4) Göz önünde bulundurulması gereken dördüncü konu, İslâm dininin toplumsal olduğudur; İslâm dininin, bireysel ve sosyal psikoloji, maddî ve manevî gibi insan hayatın değişik ve çeşitli alanlarında öğretileri vardır. İslâm dininin konularının toplumsallığını ve üstünlüğünü anlamak için, İslâm dininin yazılı metinleriyle diğer dinlerin yazılı metinlerini kıyaslayarak mütalâa etmek gerekir. Böylesi bir durumda, İslâm öğretilerinin, üstünlüğü ve toplumsal olduğu, inançta, tevhitte, Allah’ın sıfatlarında, bireysel ve toplumsal ahlâkta, hukukta, iktisatta, siyasette, hükümette vb. açıklığa kavuşacaktır.

5) Beşinci nokta; günümüz dünyasında var olan dinler arasında, canlı ve geçerli tarihi olan tek din İslâm dinidir. Tarihçiler Peygamber’in (s.a.a.) çocukluk çağının en ince ayrıntılarını dahi kaydetmişlerdir. Ama diğer dinlerin geçerli tarihi kaynakları yoktur. Bu yüzden bazı batılı düşünürler Hz. İsa’nın (a.s.) varlığında şüphe etmektedirler. Eğer biz Müslümanların Kuran'ı, Hz. İsa (a.s.) ve diğer peygamberlerin isimlerini zikretmemiş olsaydı, belki Hıristiyanlık, Yahudilik ve peygamberleri, dünyada şu anki gibi geçerlilikleri ve resmiyetleri olmazdı.[12]



[1] Şe’rani, Eb-ul Hasan, Saadet Yolu, s: 187–188–197–221.

[2] Aynı kaynak.

[3] Yuhanna İncili, 3, 16–17.

[4] Saadet Yolu, 206–207.

[5] Tevrat, Ortaya Çıkma Yolculuğu, İkinci ve Üçüncü bölüm.

[6] Aynı kaynak, 21. bölüm, 24. ayet.

[7] Bakara Suresi, 23. ayet.

[8] Hicr Suresi, 9. ayet.

[9] Saadet Yolu, s: 22, 215, 24 ve 25.

[10] Ahzab Suresi, 40. ayet; Sahih-i Buhari, c: 4, s: 250.

[11] Saadet Yolu, s: 226–241; Yuhanna İncili, 21–41.

[12] Eserler Külliyatı, c: 16, s: 44.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Bize karşı kötü davranışta bulunan akrabalarımızla sıla-i rahimimiz (ilişkilerimiz) nasıl olmalıdır?
    28704 Pratik Ahlak 2010/07/17
    Sıla-i rahim, soy akrabalığı olan yakınlarla ihsan ve lütufta bulunarak bağ kurmak demek olup herkesin yerine getirmesi gereken şer’i bir vazifedir. Sıla-i rahim yapmanın ömrün uzaması, güzel ahlaklı olmak, rızkın çoğalması gibi bir çok faydası vardır.Sıla-i rahimi bütün akrabalara (kadın, erkek, takvalı, takvasız, ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9464 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • İranlıların matem, şenlik ve dini bayramlardaki gelenekleri neden diğer Müslümanlarla ve hatta diğer Şiilerle farklıdır?
    8957 Eski Kelam İlmi 2009/07/11
    Dini kutlamalar için genel kurallar olmasının yanı sıra ancak mukaddes İslam dininin görüş belirtmediği yerlerde her bölge örf ve adetlerine göre bu merasimleri yerine getirilebilir. Başka bir deyişle dinin önem verdiği şey örneğin İmam Hüseyin (a.s) için matem merasimlerinin düzenlenmesidir. Ama bunun yapılma şekli halkın kendisine bırakılmıştır. ...
  • Sol elin işaret parmağına yüzük takmanın hükmü nedir?
    8797 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/18
    Altından olan süs eşyalarını takmak ve altın yüzük kullanmak sadece erkekler için haramdır ve onunla kılınan namaz geçersizdir.[1] Ama kadınların altın yüzük takmasının veya erkeklerin altın olmayan yüzük kullanmasının hiçbir sakıncası yoktur. Bir bayan altın veya altın olmayan bir ...
  • Kur’an’da kaç tane kelime vardır?
    16319 Kur’anî İlimler 2011/04/28
    Müslümanlar, İslamın başlangıcından bu yana semavi kitapları Kur’an’a her yönüyle büyük önem vermiş, onun bütün kelimelerini hatta Mekki ve Medeni olanları bile ayrı ayrı saymışlardır. Bu sayımdan elde edilen rakamlar şöyledir:Mekki kelimeler 45653, Medeni kelimeler 32154’tür. Buna göre Kur’an-ı Kerim’deki kelimlerin toplamı: 77807’dir.
  • Hz. Ali'nin (a.s) dilenciye yüzüğünü vermesi haliyle, ayağından ok çekildiğinde bunu fark etmemesi hali arasında bir çelişki yok mudur?
    16704 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2009/04/18
    Sorunuza şu şekilde cevap verebiliriz: 1- İnsan, ilahi rızaya uygun ameller yaparak kemale erişebilme gücüne sahiptir. Yani insan-ı kâmil makamına ulaşarak bütün mükemmellikleri kendisinde toplayabilir. 2- İnsan-ı kâmil makamına ulaşmak demek, bu makama ulaşanların çeşitli halleri olmayacağı anlamına gelmez. Bize ve birçok Müslüman'a göre İmam Ali (a.s), Müslümanlar için mükemmel bir örnektir ve ...
  • Humus yılının başlangıcından birgün önce alınan yiyeceklerin humusunun verilmesi neden gereklidir?
    6433 مؤونه(مخارج سال) 2012/03/14
    Herkes humus yılı boyunca şanına uygun şekilde ve israf etmeden gelirinden yaptığı -ailesine yiyecek almak gibi- harcamalarına humus gelmez. Ancak humus yılının sonunda humus yılından birkaç gün önce alınmış olsa bile bu yiyeceklerden fazla kalan kısmının humusunu vermesi gerekir. Zira sonuçta elindeki sermayeyle onları almıştır. Almasaydı ve ...
  • Dine dayalı ahlakın manası nedir?
    11701 دین 2012/06/16
    Din ve ahlak arasındaki ilişki bağlamında ahlaki değerlerin temelleri hususunda iki genel bakış vardır: 1. Ahlak dinden bağımsız bir disiplindir ve din bir ile ilişkisi yoktur. 2. Ahlak din, iman ve Allah’a inanmayla bağlantı kurmaksızın gerçekleşmez. Batı toplumlarında bu konu geniş ...
  • Ayat namazı kılarken Bismillahirrahmanirrahim’i surenin bir ayeti sayarak bir bölüm olarak okuyabilir miyiz?
    8076 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Hangi kaynaklarda hüküm ve yaratıkların hikmeti beyan edilmiştir?
    7263 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Esasen her hikmeti bilmek mümkün değildir; zira Yüce Allah bazı maslahatlar uyarınca birçok konuyu insana bildirmemiştir. Beyan edilenler hususlar da çok geniştir ve onların tümünü elde etmek ve bilmek herkes için müyesser değildir. Bu sebeple ve ömür ve fırsatın sınırlı olmasına binaen en faydalı ...

En Çok Okunanlar