Gelişmiş Arama
Ziyaret
11106
Güncellenme Tarihi: 2007/04/10
Soru Özeti
Bir Müslüman’ın başlangıçta ve ilk olarak taşıması gereken inançlar nelerdir?
Soru
Bir Müslüman’ın başlangıçta ve ilk olarak taşıması gereken inançlar nelerdir?
Kısa Cevap
Her insan iki şehadeti yani “Eşhedu en la İlahe İllalllah ve Eşhedu enne Muhammeden Resulullah” cümlesini söylemekle gerçek bir Müslüman sayılır ve Müslümanlık hükümleri ona tatbik edilir. Böyle bir insanın bedeni temiz olur, çocukları da temiz sayılır, Müslüman bir kadınla evlenmesi ve Müslümanlar ile muamele yapması mubah olur. Bu cümleyi ikrar etmenin gereği, namaz, oruç, humus, zekât ve hac gibi en önemli dinsel farzları yerine getirmek, gayba iman etmek, melek, ahiret, cennet ve cehennem gibi hususları kabul etmek ve ilahi elçiler sıfatıyla tüm peygamberleri tasdik etmektir. Bunlara ek olarak Kur’an’ın emirleri, Hz. Peygamber’in (s.a.a) tavsiyeleri ve masum imamların (a.s) vurgulamalarına binaen, on iki imamın velayetini kabul etmeksizin bu İslam ve hükümleri ile amel etmek yetkin bir iman sayılmaz ve kabul edilmez. İnsanın batınında da müşrik ve münafık olmaması gerektiği de açıktır; çünkü böyle bir insanın zahiri amelleri kendisine bir fayda vermez, onu ilahi azaba duçar kılar ve kendisi için bir yetkinlik ve saadet oluşturmaz.
 
Ayrıntılı Cevap
İslam sözlükte teslim ve itaat anlamına gelir. Istılahta ise Allah tarafından Hz. Muhammed (s.a.a) vesilesi ile kapsayıcı, evrensel ve ebedi (kıyamet gününe kadar geçerli) ilahi şeriat sıfatıyla gelmiş dine denir. Bu dini diğer dinlerden ayıran en önemli şey Hz. Peygamber’in (s.a.a) son peygamber olduğuna ve aşağıdaki boyutlarıyla gerçek tevhidin öğretilerine inanmaktır:
A. Zati Tevhit: Allah birdir, bir ortağı ve dengi yoktur, cüzlerden oluşmamıştır ve bir bütünün parçası da değildir.
B. Yaratıcılık ve Rablikte Tevhit: Evrenin bağımsız yaratıcı ve idare edicisi odur. Melekler de dâhil diğer varlıklar sadece O’nun hizmetçileri ve kullarıdırlar. Onlar varlıkta, yaratıcılıkta ve işlerin idare edilmesinde Hak Teâlâ’nın buyruklarının uygulayıcısıdırlar.
C. Teşrii Tevhit: İnsanlık için kanun koyma yetkisine sahip tek merci Allah’tır ve diğer varlıklar sadece O’nun vermiş olduğu izin çerçevesinde açıklama ve yasa koyma hakkına sahiptirler.
D. Ulûhiyette Tevhit: Mabut olmaya ve ibadet edilmeye layık tek kimse O’dur; tuğyan edenler ve diğer varlıklar bu özelliğe sahip değillerdir.
Bu yüzden İslam’a girme şartı bu iki usulü ikrar etmek ve gereklerini kabul etmektir. Yüce “La ilahe İllallah” kelimesi, İslam dininin cevheri ve aslı olup tevhidin tüm boyutlarını kapsar. Hz. Peygamber’in (s.a.a) peygamberliğini ikrar etmek de onun son peygamber olduğunu, dininin son din olduğunu, bunun paralelinde diğer yol, yöntem ve tarzların iptal edildiğini ve bu ilahin peygamberin (s.a.a) tüm buyruk, öğreti ve yasaklarını sorgulamaksızın kabul etmeyi gerektirir. Bu yüzden bu iki hususa tanıklık eden kimse diğer din mektep ve yollardan ayrılır, Müslümanların grubuna girer, kendisi ile evlenmek ve muamele etmek helal ve caiz olur, benzeri İslami hükümler kendisine uygulanır ve kendisinin ve evlatlarının bedeni temiz sayılır.[1] Onun canı da herkes için saygın hale gelir ve korunması İslam toplumu ve İslami yöneticinin yükümlülüğüne girer. Hatırlatmak gerekir ki hevese tapma, mal sevgisi ve makam isteği gibi gizli şirkler insanın ıstılah anlamıyla İslam’dan çıkmasına neden teşkil etmez. On iki imam Şia’sının bakışında ayet ve masumların (a.s) rivayetlerine binaen imam, veli ve Hz. Peygamberin (s.a.a) vasileri sıfatıyla tüm on iki şahsı kabul etmek de imanın ve amellerin kabul edilmesinin Allah nezdindeki şartıdır; zira Hz. Peygamber (s.a.a) ve tahrif edilmemiş vahiy sıfatıyla Kur’an-ı kabul etmek, Kur’an’ın ve Allah Resulü’nün (s.a.a) buyruklarına göre tam ve eksiksiz olarak amel etmeyi gerektirir. Kur’an ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) buyruklarından biri de Ehlibeyte tutunmak ve onlara itaat etmektir. İmamlara uymamak gerçekte Allah’ın ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) emirlerine uymamak demektir. Şia’nın bakışında büyük günahlara mürtekip olmuş kişi kâfir sayılmadığı gibi İslam’dan çıkmış da sayılmaz. Ehlisünnet de masum imamların velayetini kabul etmemekle dinden çıkmış olmaz, Müslüman sayılır ve onlar ile ilişki kurmak ve birlikte yaşamak sakıncasızdır. Lakin Hariciler, büyük günah işleyen kimseyi ve fasık kâfir bilir ve böyle bir insanın kanını mubah sayar. Mutezile, bu grubu ne mümin ve ne de kâfir sayar. Vahabiler, mühür üzerine secde etmeyi, masum imamların türbelerini öpmeyi ve onların toprağına saygı duymayı şirkin göstergelerinden bilir ve Şia’yı müşrik sayar! O halde bir Müslüman ancak şu durumda gerçek olarak İslam’ı kabul etmiş sayılır:
A. Müslüman, tevhidi tüm boyutlarıyla kabul etmelidir.
B. Hz. Peygamberin (s.a.a) peygamberliğine ve son peygamber olduğuna inanmalıdır.
C. Onun tüm emir ve yasaklarına ve bu cümleden olmak üzere velayete uymalıdır.
D. Kur’an, Allah Resulü (s.a.a) ve velinin açıkladığı üzere ölüm sonrası hayatın detaylarına inanmalıdır.
Kur’an-ı Kerim imanın ölçüşümü şöyle açıklamaktadır:
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.”[2]
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”[3]
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.”[4]
“Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.”[5]
“Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.”[6]
Gerçek iman şeriatın buyruklarına göre amel etmeyi gerektirdiğinden Allah ve Resulü’nün (s.a.a) buyruklarına göre amel etmeksizin iman ve İslam iddiasında bulunmak gerçek hidayet ve saadeti sağlamaz. Elbette bu iddia, böyle bir kişiye İslam’ın zahiri hükümlerinin uygulanmasına neden olur. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim temiz hayata ulaşmayı ancak iman ve salih amele bağlamaktadır.[7] Bu ikisinden sadece birini taşıyan, yani iman edip amel etmeyen kimse veya salih olup imanı olmayan kişi sadece bir kanadı olan ve asla saadet ve yetkinliğin zirvesine doğru uçamayan ve yükselemeyen bir kuş gibi sayılır. Elbette insan yöntemini değiştirir ve imanını salih amel ile ve salih amelini de İslam’ı kabul ettiğini belirterek ve onun yüce öğretilerini benimseyerek pekiştirirse ilahi dergâha yakınlaşır ve cennete girer. Burada birkaç noktaya işaret etmek gerekmektedir:
1. İman ve salih amel arasında karşılıklı bir ilişki mevcuttur. İman ne kadar güçlü olursa salih amelin nitelik ve niceliği artar, isyan ve tuğyandan uzak durulur. Salih ameller ve büyük günahlardan uzak durmaya ne kadar önem verilirse, iman kalbe daha çok kök salar; öyle ki insan nihai saadetine erer ve insaniyetin zirvesinde yer edinir. Bunun karşısında günahlar ve tekrarı imanın tedrici olarak kalpte silinmesine neden olur. Günah işlemek imanın zayıflığının göstergesidir.
2. Diğer peygamberleri ve tahrif olmamış kitaplarını tasdik etmek, onların şeriatlarına göre amel etmeyi gerektirmez; zira onların bazılarının şeriatı sadece kendi kavimlerine özgü sayılmış ve bazılarının şeriatı da sonraki bir şeriat ve kitabın gelmesi ile geçerliliğini yitirmiştir. Başka bir ifadeyle onlara göre amel etmenin tarihi tükenmiştir. O halde onları tasdik etmek demek, Allah’ın peygamberi sıfatıyla onları kabul etmek ve makamlarına ve de zahmetlerine saygı duymaktır. Şeriatlarına göre amel etmek değildir. 
3. Bir Müslüman’ı Müslüman olmayandan ayıran en önemli ibadetsel ameller, “dinin ferleri” olarak bilinir ve bütün bunları öğrenmek ve esasınca amel etmek yükümlü bireyler için zorunludur. Bunlardan herhangi birinin zorunluluğunu inkâr etmek, dinin zaruri hususlarından birini inkâr etmek mesabesindedir. Bu nedenle bu hususlardan herhangi birinin zorunluluğunu inkâr etmek İslam’dan çıkmaya neden olur ve böyle bir şeye mürtekip olan şahıs mürtet sayılır. Mürtet olan şahıs özel bir takım şartlar taşırsa (fıtri irtidat ve erkek olmak…) kanının akıtılması mubah olur. Öte taraftan zorunluluklarını inkâr etmemekle birlikte bu hususlara göre amel etmemek, insanın cennet derecelerinden aşağıya düşmesi ve ömrün sonuna dek sürdürülmesi ve telafi edilmemesi durumunda da daimi azaba neden teşkil eder.
4. İman mutlak olmalıdır; esasen ayrıcalıklı bir husus değildir. Eğer bir şahıs gerçekten Müslüman ve mümin ise, ben dini öğretilerin sadece bir bölümünü kabul etmekte ve salt yükümlülük hükümlerinin bir bölümüyle amel etmekteyim diye söyleyemez. Çünkü Kur’an’ın bakışında böyle bir davranış hevese tapıcılık, kendi meyline göre hareket etmek ve küfür sayılır. Bu Allah’a, kıyamet gününe ve peygamberlerin nübüvvetine inanmakla bağdaşmaz.[8]
5. İman ve salih amel bir takım mertebelere sahip olup zayıflık ve güçlülüğü barındırır. Tüm salih müminler bir derecede değildirler ve onların hepsinin rütbesi Allah nezdinde ve cennette eşit değildir. O halde daha yüksek mertebelere ulaşmak için imanı sağlamlaştırmak, salih amelleri nitel ve nicel olarak artırarak gerçek öğretileri öğrenip dikkat ve çabayla daha fazla çalışmak gerekir.
Kaynaklar:
1. Subhani, Cafer, Milel ve Nihel, c. 2, Merkezi MudiriyyetiHowze, çapı dovvum, Kum, 1366, s. 53.
2. Şehristani, Abdu’l-Kerim, Milel ve Nihel, c. 1 – 2, el-enculu Mısır, çapı dovvum, 1375 h.k, Mısır, s. 46.
3. Saidi Mihr, Muhammed, Amuzeşi Kelamı İslami, c. 1 ve 2, Taha, çapı dovvum, 1381, Kum,  c. 1, s. 161 – 163 ve c. 2, s. 135.
4. Tusi, Hacı Nasuruddin, Keşfu’l-Murad, Şekuri, çapı çaharum, 1373, Kum, s. 454.
5. MisbahYezdi, Muhammed Taki, AmuzeşiAkaid, c. 3, Sazmanı Tebligatı İslami, çapı devazdehum, 1376, Kum, s. 126 – 163, dershayi 54 – 58.
6. MisbahYezdi, Muhammed Taki, Ahlak der Kuran, c. 1, Müessese-i Amuzeşi ve Pejuheşiyi İmam Humeyni (r.a), Kum, s. 122 – 145.
 

[1]Elbette gayri Müslim’in (semavi kitap ehli olsun veya olmasın) bedeninin temizliği hususunda İslam âlimlerinin bir takım bakışları vardır. Bu konuda bilgi edinmek için onların ilmihallerine müracaat edilebilir.
[2] Bakara Suresi, 177. ayet.
[3] Bakara Suresi, 285. ayet.
[4] Nisa Suresi, 136. ayet.
[5] Nisa Suresi, 140. ayet.
[6] Nisa Suresi, 145. ayet.
[7] Nah Suresi, 97. ayet; Bakara Suresi, 103. ayet; Nisa Suresi, 57 ve 122. ayet.
[8] Bakara Suresi, 85. ayet; Nisa Suresi, 150 ila 151. ayet.
Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar