Gelişmiş Arama
Ziyaret
8754
Güncellenme Tarihi: 2012/03/04
Soru Özeti
Acaba rivayetleri silip Kuran’la yetinirse Müslümanlar arasındaki ihtilaflar vahdete dönüşebilir mi?
Soru
Son zamanlarda kendilerini vahhabilerden farklı kabul eden bir grup ortaya çıkmış ve vahhabilere benzer düşünceler ortaya atıyor. Bu grup veblak ve siteler kurmuştur. Onların düşüncelerine göre Müslümanların arasında var olan ihtilafların temel nedeni rivayetleri kabul görmektir. Rivayetlerden sahih olanları sahih olmayanlardan ayırt etmek için kurulan rical ilmine itina etmiyor. Zira Şia ve Sünniler bu ilimlerden yararlanmak farklı hükümler sunmaktadırlar, dolayısıyla tek çözüm yolu Kuran’la yetinmek ve kanun koyma komundaki rivayet ve sünneti silip Peygamber’e (s.a.a) olan itaati kur’an dairesinde farzlara münhasır kılmak ve diğer direktiflerini de farz mahiyetinde değil tavsiye mahiyetinde olduğunu savunurlar. 1- Onlara dinin içinden ve dinin dışından verilecek en iyi cevap nedir? 1. Acaba bu grup, tanınmış ve her hangi bir unvan ve hüviyeti var mıdır?
Kısa Cevap

Kur’an’la yetinme ve rivayet ve sünnetleri silme konusunun tarihçesi yaklaşık İslam’ın ilk yıllarına dayanmaktadır. Zira Ehlisünnet ve Şia kaynakları esasınca, Peygamberimiz, (s.a.a) mübarek ömrünün sona erme esnasındayken İslam ümmetini doğru yoldan sapmasını engelleyecek mahiyette kılavuzluk yapacak bir vasiyet yazmak amacıyla kalem, mürekkep ve kâğıt istedi. Maalesef peygamberin bu isteğine ikinci halife Ömer bin Hattap karşı çıkarak şöyle dedi: Allah’ın kitabı (Kur’an) bize yeter (Peygamberin sünnetine ihtiyacımız yok).

Ama asıl itibarıyla hiç kimse bizim sünnette ihtiyacımız yok şeklinde bir tevehhüm ve hayalde bulunamaz. Acaba bizim tüm vazifelerimiz cüz’iyatlarıyla ve detaylı bir şekilde kuran’da zikredilmiş midir? Acaba namaz, oruç, zekât, hac vb… bağlamda hükümlerin tamamı Kur’an da beyan edilmiş midir?

Allah-u Teala Kur’an da şöyle buyuruyor: “Peygamber (s.a.a) size ne verdiyse onu alın (uygulayın), neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.!”[i]

Allahu Teâlâ’nın bizlere, Allah resulünün (s.a.a) sünneti olan onun emir ve yasaklarına uymamızı emrettiği apaçık ortadadır.

Ehlisünnet imamlarının dört tanesinden biri sayılan Ahmet b. Hanbel müsnedinde şöyle naklediyor: Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuş: “Ben sizin aranızda, onlardan biri diğerinden daha büyük ve değerli olan iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Göklerden yeryüzüne uzanan ip (konumunda olan), Allah'ın kitabıdır diğeri benim soyum, Ehl-i Beytimdir. Bunlar (kıyamet gününde) havuz başında benimle buluşuncaya kadar, bir diğerinden asla ayrılmazlar.

Görüldüğü gibi bu hadiste Peygamber (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) Kur’an’ın yanına karar kılmıştır. Yani Müslümanlar Allahın hükümlerini Kuran’dan almakla yükümlü oldukları gibi gerekli olduğu zamanlarda imamlardan (a.s) da Allahın hükümlerini almakla mükelleftirler. Bu ikisi beraber oldukları sürece kâmildirler; birisi olmadan diğerine sarılmak eksikliktir.

 


[i] Haşr / 7

 

Ayrıntılı Cevap

Bu tarihi geçmişi olmayan ve asır ve zamanımıza has yeni bir şüphe değildir, belki İslam Peygamberinin (s.a.a) vefatından sonra, belki daha hayatta iken bazı insanlar tarafından gündeme taşınan ilk şüphe ve konulardan birisidir.

Bu nedenle konunun daha net bir şekilde anlaşılması için ilkin bu konunun tarihçesine bir göz atacağız daha sonra sorunun cevabına ve tahliline geçeceğiz.

Kur’anla yetinme ve rivayet ve sünnetlerin silinme konusunun tarihçesi hemen hemen İslam’ın tarihçesiyle aynıdır.

Zira Peygamberimiz, (s.a.a) mübarek ömrünün sona erme üzereyken İslam ümmetini doğru yoldan sapmasını engelleyecek mahiyette kılavuzluk yapacak bir vasiyet yazmak amacıyla kalem, mürekkep ve kâğıt istedi. Maalesef peygamberin bu isteğine ikinci halife Ömer bin Hattap karşı çıkarak şöyle dedi: Allah’ın kitabı (Kur’an) bize yeter (yani peygamberin yazacağı tavsiyeye ve onun sünnetine ihtiyacımız yok). Söylenen bu sözün ispatlanması için Ehlisünnetin en önemli ve muteber kaynaklarından faydalanacağız.

Sahih Buhari, sahih Müslim, müsnedi Ahmed vb… kaynak kitaplarda şöyle nakledilmektedir: İbrahim b. Musa, Hişam bin Muammer’den, Hişam da Abdullah bin Muhammed’den, Muhammed b. Abdullah da Abdurrezak’tan, Abdurrazak da Muammer’den,  Muammer de Zühri’den, Zühri de Ubeydullah bin Abdullah bin Abbas’tan (r.a) naklediyor ki İbni Abbas şöyle dedi: “İslam peygamberi (s.a.a.) hayatının son anlarını yaşamak üzere iken Ömer b. Hattabın da içinde bulunduğu sahabeden bir grup Peygamber' in evinde toplanmıştı. O sırada Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: "Gelin bana yaklaşın size bir şey yazayım ki, ondan sonra asla sapmayasınız." Bunun üzerine Ömer deki ki: "Ağrı ve elem Resulullah'a (s.a.a.) galip gelmiştir. Kur'an aranızdadır; o bize yeter."[1] Orada bulunanlar aralarında ihtilafa düştüler ve aralarında çekişmeler gerçekleşti. Bir grup; "peygamberin istediğini getirin de sapıklığa düşmemeniz için Resulullah (s.a.a.) bir şey yazsın." diyor, bir diğer grup da Ömer'in sözünü tekrarlıyordu. Resulullah'ın (s.a.a.) huzurunda bağırıp çağırmaları ve anlaşmazlıkları çoğalınca, Resulullah (s.a.a.); "Kalkın! Yanımdan gidin!" diye buyurdu.[2] Ubeydullah dedi ki: İbn-i Abbas diyordu ki: "Bütün musibet ve belalar, Resulullah'ın huzurunda bağırıp ihtilaf ederek o önemli konunun yazılmasına engel olunduğundan dolayı meydana geldi.”[3]

Bu araştırmada asıl soruya cevap verildiğinde ikinci halifeden nakledilen bu sözü de getireceğiz. Muhterem okuyucumuzun isteği üzere de bu sorunun cevabını dinin içinden ve dinin dışından da sunacağız.

İlkin: Akli Delil:

Bu sözün doğru olduğunu farz etsek ve bütün Müslümanlar bu konuyu kabul edip ittifak etseler bile, acaba hakikaten sünnetten irtibatı kesilmiş bir Kur’an bize yeterli olabilir mi? Gerçekten Peygamberin (s.a.a) sünnetine ihtiyacımız olmayacak mıdır?

Bu durumda herkesin Kur’an’dan algıladığı bir olacak mı ve herkes onu anlamada ittifak edecek mi?

Her ne kadar bu soruya verilecek cevap, çok açık olan bir şeyi açıklamak anlamında ve vicdani uyanık olan her şahsın kendisine has bir cevabı kesin vardır. Ama buna rağmen biz burada genel bir anlamda bir cevap veririz.

Bir şeyin olanaklı olduğuna delalet eden en iyi delil o şeyin tahakkuk bulmasıdır (Edellu’d-delil ala imkani’ş-şey vuku’uhu).

1. Kur’an-ı anlamak ve yorumlamak noktasında Ehlisünnet ve Şia olmak üzere bütün Müslümanların ortak bir nazara sahip olmadıklarını görmekteyiz. Bütün müfessirler ve âlimlerin üzerinde ittifak ettikleri usul-i ve Füru-i meselelere rastlamak çok azdır.[4]

2. Acaba bizim sünnete ihtiyacımız yoktur sanısını kim hayal edebilir, acaba bizim bütün vazifelerimiz tüm detaylısıyla Kur’anda beyan edilmiş midir? Acaba namaz, oruç, zekat, hac vb… hükümlerin tamamı Kur’an da beyan edilmiş mi?

3. Eğer bu sözü kabul edersek, Ehlisünnet’in (Kur’an dışında olan) Kutubu’s-sitte (“Sahih Buhari”, “Sahih Müslim”, “Süneni Ebu Davut”, “Süneni Tirmizi”, “Süneni Nesai” ve “Süneni ibni Mace”) gibi hadis kitaplarının ve belki hadis hakkında yazılan binlerce kitabın, durumu ne olacak.

İkinci Olarak: İcma:

Günümüz dünyasında bütün fıkhi ve itikadi fırka ve mezhepler, hadisten müstağni olmadığımız konusunda görüş birliğindedirler. Müslümanların itikadi ve ameli boyuta hadise ve sünnete ihtiyacın bulunmadığı söyleye ve bu inancı savunan hiçbir mütekellimi, fakihi ve İslam dininde söz sahibi olan bir düşünürü bulamazsınız.[5]

Üçüncü Olarak Kur’an:

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: “Peygamber (s.a.a) size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”[6]

Her ne kadar bu cümle “Beni Nudeyr” kabilesinin ganimetleri bağlamında nazil olmuş ise de ama içeriği Müslümanların hayatının bütün alan ve programlarını kapsayan umumi bir hüküm içermektedir[7] ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetinin hüccet olduğuna dair açık bir senettir.[8]

Bu asıl esasınca bütün Müslümanlar, Peygamber efendimizin (s.a.a) ister İslam hükümetiyle alakalı meseleler alanında olsun ister iktisadi, ibadi ve diğer meselelerde olsun emir ve nehiylerini, cani gönülden dinleyerek itaat etmekle yükümlüdürler. Özellikle bu ayetin sonunda peygambere muhalefet edenleri şiddetli azapla tehdit etmiş olması bu bağlamda ciddi bir uyarı olduğuna delildir.[9]

Özet ve başka bir ifadeyle; Allah-u Teala’nın bizlere, Allah resulünün (s.a.a) sünneti olan onun emir ve yasaklarına uymamızı emrettiği apaçık ortadadır.

Burada, Allah-u Teala nasıl istisnasız bütün halka Peygamber’in (s.a.a) söylediği sözleri kayıtsız ve şartsız kabul etmelerini emredebilir?! Sorusunun gündeme getirilmesi mümkündür

Ancak Peygamber’i (s.a.a) masum bildiğimiz için ve bu hakkı sadece kendisi ve masum olan onun ehlibeyt imamları hakkında kabul ettiğimizi dikkate aldığımızda bu sorunun cevabı çok açık olduğu ortadadır.

Dikkate şayan olan şey şudur ki birçok rivayette,[10] Allah-u Teâlâ’nın peygamberine bu denli bir yetkinin vermesinin sebebine işaret edilmiştir. Şöyle denilmektedir ki Allah u Teâlâ onu tam manasıyla imtihana tabi tutmuş, onun büyük bir ahlak üzere ve olağan üstü bir ahlaka sahip olduğu belirtilmiş, dolayısıyla bu denli yetkiyi kendisine ifaze etmiştir.[11]

Dördüncü Olarak; Hadis:

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında sünnetin hüccet olduğuna delalet eden hadisler çoktur ve bizleri sünneti almaya yönlendiriyor ve teşvik ediyor.

Bunlardan bir tanesi iki fırkanın hadis kitaplarında tevatür haddinde naklolan Sakaleyn hadisidir.

Ehlisünnet imamlarının dört tanesinden biri sayılan Ahmet b. Hanbel ismini “müsned” vermiş olduğu hadis kitabında şöyle bir hadisi nakletmektedir:

Esved bin Amir şöyle diyor: Ebu İsrail yani İsmail b. İshak Mollai Atiyye’den, Atiye de Ebu Said’den naklediyor ki Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır: “Ben sizin aranızda, onlardan biri diğerinden daha büyük ve değerli olan iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Gökten yeryüzüne uzanan Allahın ipi ve benim soyumdan benim Ehlibeytimdir. Bu ikisi (kıyamet gününde) havuz başında bana varıncaya kadar bir birinden ayrılmayacaklar.”[12]

Görüldüğü üzere bu hadiste Peygamber (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) terazinin bir kefesi gibi kuranın kenarında yerleştirilmiştir. Yani Müslümanlar kurana sarılmakla mükellef ve yükümlü oldukları gibi gerekli görüldüğü durumlarda ehlibeytten de yararlanmaları ve onlara sarılmakla yükümlü ve mükelleftirler. Bu ikisi birlikte oldukları zaman kâmildiler. Onlardan birisiyle yetinmek eksikliktir.

Buna binaen: ilkin şu bilinmelidir ki; Müslüman olup rivayetleri dikkate almaksızın ilahi hükümlere amel etmek imkansızdır. İkinci olarak böyle bir şeyin mümkün olduğunu farz etsek bile sünnetin kendisi Müslümanların arasındaki ihtilaflara neden olmuş değildir. Dolayısıyla sünneti kanara itmekle bırakın ihtilafların ortadan kalkmasını veya azalmasını bir yana belki daha da fazlalaşacakları kesindir.

 


[1] Abdullah b. Ömer’den nakledilen rivayette ise; “Peygamber hezeyan söylüyor” şeklinde gelmiştir. (“Nehc-ül Hak ve Keşfus- Sıdk”, s. 333).

[2]Sahih Buhari”, c. 17, s. 417, hadis no 5237; “Sahih Muslim”, c. 8, s. 414; “Müsned-i Ahmed”, 6, s. 368 ve 478, kaynak: http://www.al-islam.com.   

[3] Hilli, Nehc-ül Hak ve Keşfus- Sıdk, Kum: daru’l-hicre müessesesi, 1407, h.k. s. 333.

[4] Bu konuda Ehlisünnet kaynaklarına müracaat ediniz.

[5] Buradaki icmadan kasıt, fıkıh ıstılahındaki mana değil, belki bizi destekleyen ihtilaf bulunmayan ve ittifak manasındadır. 

[6]ma atakumurresulu fehuzuhu ve ma nehakum 'anhu fentehu vettekullahe innallahe şediydul'ikabi” (haşr, 7).

[7] (El Muvridu la Yuhassisul varid=konu, konunun hakkında nazil olanını (ayet veya rivaye) kendine mahsus kılmıyor)

[8] En güzel olan mana, bu ayetin, Rasûlullah'ın verdiği, emrettiği ve nehyettiği herşeye şâmil bir hüküm olmasıdır. Binâenaleyh, fey' ile ilgili hüküm de bu umumîliğe dahildir. (Fahrud-din Razi, ebu Abdillah Muhammed b. Ömer, “Mefatihu’l-Gayb”, baskı, 3, darul ihya et-turas el- Arabî, 1420, h.k. c.29, s. 507, Tababatabai, Muhammed Hüseyin, “el-Mizan (Farsça tercümesi)”,baskı, 5, Kum: Defter-i İntişarat-ı İslami Camiayı müderrisini hovzei ilmiyeyi, 1374, h.k. c. 19, s. 353.  

Bu ayetin uslubundan sarfı nazar edildiği zaman, Allah Resulünün (s.a.a) bütün emir ve nehiylerine şamil olmaktadır ve sadece fey’den bir pay vermek yada vermemek manasıyla sınırlı değildir, belki emir ettiği bütün emirleri ve yasakladığı tüm yasakları kapsamaktır.   

[9] Mekarim Şirazi, Nasır, “Tefsir-i Numune” baskı, 1, Tahran: : Daru'l-Kütübi'l-İslamiye, 1374, h. k. c. 23, s. 507 ve 508.

[10] Bu konuyu içeren ve hakkında varit olan rivayetler çok çeşitli ve oldukça fazladır. onlara ulaşmak için aşağıdaki adrese müracaat ediniz: “Tefsiri Nuru’s- Sakaleyn” c. 5, s. 279 - 283.

[11] Mekarim-i Şirazi, Nasır, “Tefsir-i Numune”, c. 23, s. 509 ve 510.

[12] Müsnedi Ahmed, c. 22, s. 226, 252, 324; c. 39, s. 308.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kur’an’ın bakışında seçilmiş kavmin özellikleri nedir?
    14883 Tefsir 2011/01/20
    Seçilmiş kavim ve özellikleri ile irtibatlı olarak Kur’an ayetlerinin incelenmesinden elde edilen neticeler aşağıdaki hususlardan ibarettir: 1. Kur’an-ı Kerim peygamberlerin kavimlerinden hiçbir kavmi her açıdan ideal olarak tanıtmamıştır. Aksine birçok peygamberin kavimlerini yermiş ve cezalandırmıştır. 2. Kur’an-ı Kerim ...
  • Evlenmekle insanın mali durumu iyileşiyor iddia edilmektedir. Eğer gerçekten bu doğru ise neden evli olup fakir olanların sayısı oldukça fazladır?
    16246 Eski Kelam İlmi 2011/07/18
    İnsanların yaşam ve servet bakımından farklı olmaları yaratılışın başından beri Allah tarafından takdir edilmiş durumlardan bir durumdur. Ve Allah u Teâlâ insanları imtihana tabi tutmak için rızıklarında var olan bu farklılığı vesile kılmış. Bu esas gereğince dini rehberlerin (a.s.) evlenmeyi tavsiye ve teşvik etmelerinin delili insanların ...
  • Cemaat namazı niyetinde namaz rekâtlarının sayısı belirtilmeli midir?
    6186 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/09/12
    Asıl yanıta değinmeden önce niyette iki önemli konunun dile getirildiği noktasını hatırlamak gerekir:1. Niyette söz gerekli midir?2. Niyette muteber olan şeyleri dile getirmenin lazım olmadığı açıklığa kavuştuktan sonra[1] hangi şeylerin niyette gerekli ve muteber olduğu konusu ortaya çıkmaktadır. ...
  • Kur’an’la iç içe ve ona bağlanmanın yolları nelerdir?
    11117 Pratik Ahlak 2012/01/29
    Tilavet, ilahi niyetle, üzerinde düşünmeyle ve amelle birlikte olursa kendiliğinden Kur’an’ın cezzabiyetini artırır ve insanı ona bağlar. ...
  • Eğer su yoksa ve idrar yapılırsa namazı nasıl eda etmek gerekir?
    6282 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    İdrarın çıktığı yer su dışında başka bir şey ile temizlenmez ve eğer az su ile yıkanırsa iki defa yıkanması farzdır ama kur suyuna bağlı olan musluk suyuyla yıkanırsa bir defa yeterlidir.[1] Bundan ötürü biri idrar yaptığında idrarın çıkış yerini ...
  • İlahi nimetler ve belalar hakkındaki ayet ve rivayetler nasıl birleştirilebilir?
    10444 Tefsir 2010/11/27
    Her ne kadar bu iki grup nass birbiriyle çelişse de birazcık bir dikkatle onları birleştirmek mümkündür. Bu cümleden olmak üzere onların birleşme yönleri aşağıdaki hususlar olabilir:1. Ayette buyrulan bu sünnet bazı şartlara özgü ve diğer sünnet ise bir başka şartlara özgü ...
  • Fizik ve metafizik (doğaötesi) arasındaki fark nedir? Eğer doğaötesi doğa için had ve sınır ise, bunu nasıl açıklıyorsunuz?
    19378 İslam Felsefesi 2011/08/21
    Fizik ilahiyat ve riyaziyatın karşısında olup doğa anlamını taşır. Metafizik bugünkü felsefî manasıyla varlıktan salt varlık olması hasebiyle bahseden disipline denmektedir. Trans fizik veya doğaötesi ise Allah ve maveradaki varlıklardan söz eden disipline denmektedir. Fizik ile metafizik arasındaki ilişki de cüz ile külün arasındaki ilişkidir. Onun ile trans fizik ...
  • Yüz güzelliği için bir zikir var mıdır?
    65160 Pratik Ahlak 2011/07/21
    İslam’ın bakışında güzellik maddî güzellik ve manevî güzellik diye iki kısma ayrılır. Yüzün manevî güzelliği namaz gibi manevî hususlar vesilesiyle kazanılır. Yüzün maddî ve zahiri güzelliği ise doğal olarak maddî hususlar vesilesiyle kazınılır. Rivayetler perspektifinden manevî güzellik: Manevî güzellikte değişik amel ve zikirler etkilidir. İmam Sadık (a.s) bu ...
  • Dövme yaptırmak haram mıdır?
    7410 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/02/22
    Ayetullah el-Uzma Hadevi Tahrani’nin cevabı:Bedene zararı yoksa, müstehcen şekiller olmazsa ve insanın şahsiyetini düşürmezse sakıncasızdır. ...
  • Alkollü içecek servis edilen bir mekânda çalışmanın sakıncası var mıdır?
    23657 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Sorduğunuz sorunun mevcut fıkhî hükmünü istemeniz hasebiyle, mercilerin bürolarından bunu sormayı gerekli gördük. Alınan yanıtların açıklaması şudur:Hz. Ayetullah Uzma Sistani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Alkollü içecek veya diğer haramlar alanında çalışmamanız ve sadece helal maddeler bölümünde çalışmanız şartıyla bir sakınca taşımaz. Hz. Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi’nin (ömrü ...

En Çok Okunanlar