Gelişmiş Arama
Ziyaret
12406
Güncellenme Tarihi: 2010/03/07
Soru Özeti
İmamla halifenin farkı nedir?
Soru
İmamla halifenin farkı nedir?
Kısa Cevap

İbn-i Haldun gibi bazı Ehl-i Sünnet âlimlerine göre İmamla halife arasında fark yoktur. Onlara göre her ikisi de dinin korunması ve dünya siyasetinde şeriat sahibinden taraf naip olmak demektir.

 

Ancak konuya genel olarak bakacak olursak, Kur’an ve rivayetlerden imamet makamının nübüvvet makamından bile üstün, çok büyük ve çok yüce bir makam olduğu anlaşılmaktadır. İmam, halkın din ve dünya hayatının tüm yönlerine rehberlik eden kimsedir. Peygamber’in hak halifesi de işte bu vasıflara sahip olan imamdır.

 

Halife, lügat anlamında yerine geçmek, yerine oturmak manasındadır İmam ise lügat anlamı olarak önder ve öncü anlamındadır. Nitekim Hz. Ali (a.s) ve Masum İmamlar (a.s) imamın şart ve özelliklerine sahip olduklarından hem imam, hem de Peygamber Efendimizin (s.a.a) halifeleri idiler. Ancak bazen imam olan kimse halife olmayabilir. Hz. İbrahim (a.s) böyle idi. Allah-u Teala, Onu (a.s) zor imtihanlardan geçirdikten sonra imamet makamına çıkarmıştı, ama O (a.s), herhangi bir peygamberin halifesi değildi. Gerçi o Allah’ın yeryüzünde halifesi sayılırdı ve bu açıdan ona da halife denebilir.

Ayrıntılı Cevap

Galiba sorulmak istenen şey Peygamberin (s.a.a) yerine geçme açısından imamla halife arasındaki farkın ne anlama geldiğidir. Dolayısıyla bu mesele irfani yönden değil kelami ve itikadi yönden incelenmelidir. Ama irfani açıdan ele aldığımızda özet olarak şöyle diyebiliriz: Hilafelik başlangıçta ve devam ederken halifesi olduğu kimsenin aynası olmalıdır; yani halife, görevinin başından sonuna kadar halife olduğu kimsenin aynasıdır, Halife, başkasının yerine geçen kimse anlamındadır. Demek ki, her halife kendisinin yerine geçtiği kimsenin hilafetini üstlenmeli, onun ahlakıyla ahlaklanmalı ve ilahi hükümlerin uygulayıcısı olmalıdır. İlahi halifelik varlık kemali sınıfından ve varlığın dereceleri kategorisindendir. Onun en üst mertebeleri kamil insanlar olan enbiya ve masum imamlarda görülmektedir. Aşağı mertebelerde ise zahid insanlarda vardır.[1]

 

Binaenaleyh, hilafet kelimesinde şu mana vardır: Kendisinden taraf halife olunan kimse halifede zuhur etmektedir. Halife ise, halife olduğu kimseye bağlıdır, o olmadan onun için her hangi bir mana ve hakikat düşünülemez. Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa bütün peygamberlerden ve yaratıklardan üstün olduğu için onun hak halifesi olan on iki imam onun aynası ve simgesidirler ve diğer bütün insanlardan bu yönleriyle üstündürler, gerçi peygamber değillerdir ve peygamberlik faziletine sahip değillerdir yani bu yönden peygamberler onlardan üstündürler. Ama diğer bütün faziletler yönünden Hz. Muhammed’i temsil ettikleri için peygamberden başka bütün insanlardan üstüdürler.

 

Meselenin Kelami İncelenmesi

 

İmam lügatte, önder demektir. İmamet ise önderlik anlamındadır. Ama mütekellimler kelam ilmi ıstılahında imamet için çeşitli manalar zikretmiş ve daha çok toplumun din ve dünya işlerine rehberlik ve riyaset eden kimse manasında tutmuşlardır. Buna göre imam, söz ve davranışta başkalarına örnek olan ve toplumun önderlik sorumluluğunu üstlenen lider demektir. Bu liderlik ister Peygamberin yerine geçen kimse şeklinde olsun, ister baştan bu makama sahip olan kimse için olsun fark etmez.

 

İmam Kur’an’da bir çok peygamberi içine alan geniş bir manaya sahiptir. İbn-i Manzur’a göre İslam Peygamberinin (s.a.a) kendisi ‘imamların imamı’dır.[2] Zira O (s.a.a) liderliğin en üst makam ve mevkisine sahip olup liderliği aslidir ve kimsenin halifesi değildir. Oysa hilafet meselesinde liderlik konusunun değişik bir şekli vardır ve liderlik Peygamberin yerine oturmak şeklindedir. Bu yüzden bazı alimler imametin tanımına ‘Resulden taraf halife’ ibaresini de eklemişlerdir.

 

Halife lügatte, birinin yerine oturan demektir. Gerçekte ondan niyabet manası anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Resul-u Ekrem’den (s.a.a) kendi halifeleri hakkında gelen rivayette şöyle buyurmaktadır: ‘Benden sonra ki imamlar on iki kişidir. Birincisi Ali b. Ebi Talib, sonuncusu da Mehdi’dir. Onlar benim halifelerim, vasim ve velilerimdirler. Onlar benden sonra ümmetime Allah’ın hüccetleridirler.’[3] Burada masum imamları özel bir surette kendi halifeleri olarak tanıtmaktadır. Yine: ‘Allahım! Halifelerime rahmet et.’ diye buyurmuştur. ‘Halifelerin kimlerdir?’ diye sorduklarında ‘Benden sonra gelip benim hadis ve sünnetlerimi rivayet eden kimselerdir.’[4] diye cevap buyurdular. Bu hadiste Resulullah (s.a.a) halifelerini genel olarak tanıtmıştır. Peygamber (s.a.a)’in hadis ve sünnetlerini rivayet edenlerden kasıt gaybet dönemindeki fakihlerdir. Dolayısıyla Peygamberin (s.a.a) halifesi, Ondan sonra Onun (s.a.a) şeriat getirme görevi dışındaki görev ve işlerini yapan kimseye denir.

 

İbn-i Haldun diyor ki: Hilafet, din ve dünya siyasetinin şeriat sahibiden taraf naip olarak hıfzedilmesidir. Bundan dolayı hilafet ve imamet denmektedir. Bu makama sahip olana da halife ve imam deniyor.[5]

 

Bu iki kelime her ne kadar eş anlamlı olarak kullanılsa da anlaşıldığı kadarıyla iki farklı manası vardır; zira imametin manasında önderlik şarttır.

 

Öyleyse imamet ve hilafet eş anlamlı değildir; bu iki mana bir kişide toplanabilir; örneğin, eğer Peygamber, dinin düsturlarına amel eden ve amel yönünden halkın önderi olan Hz. Ali gibi seçkin ve mümtaz birini kendisine halife seçer, toplumsal ve siyasi işleri, din ve şeriat kanunlarını korumayı Ona havale ederse böyle biri hem gerçek manada imamdır, hem de ilahi hükümleri, dinin kanunlarını uygulayan halifedir.

 

Bazen Hz. İbrahim (a.s) gibi birisi imam olur ama halife değildir; Hz. İbrahim (a.s) özel manada bir peygamberin halifesi değildi. Yani Hz. Ali (a.s) gibi hem imam, hem de halife değildi, ancak kesinlikle halifetullah manasındaki halife idi. Zira bütün Enbiyalar (a.s) Allah’ın yeryüzündeki halifeleridirler.

 

Bir millet kendi içinden birini seçer ve peygamberin işlerinden birini ona verirse kendi inançlarına göre onu halife sayılabilir ama o gerçek anlamda Peygamber’in halifesi değildir ve ona imam ve önder de denmez.

 

Kur’an’a göre imametin özel bir yeri vardır. Kur’an onu, sadece sınırlı sayıda kimselerin ulaştığı insanın tekamülünün son merhalesi olarak saymaktadır. Nitekim şöyle buyurmaktadır:  ‘O zamanlar Rabbi, İbrahim'i bazı sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: Ben seni insanlara imam edeceğim.’[6]          

 

Hz. İbrahim (a.s), bu en yüce ve en üstün makamı onca imtihandan sonra alma liyakatine erdi. Binaenaleyh imamet makamı nübüvvet makamından da daha üstündür. Tabi Ulu’l Azm peygamberlerde olduğu gibi bazı yerlerde imamet makamı nübüvvetle birleşmiştir.

 

Şii, Ehl-i Sünnetin aksine, peygamberin halifesi olan imamet makamını, seçimle değil de nübüvvet gibi Allah tarafından verildiğine inanmaktadır.

 

Şiaya göre böyle bir makam (imamet) Allah tarafından geldiği zaman meşrudur. Böyle bir makama sahip olan kimse masumdur, İslamî ahkâm ve maarifini hata yapmadan beyan eder ve günahlardan korunmuştur.

 

Buna göre imamet konusunda Şii ve Sünni arasında üç meselede ihtilaf vardır:

 

1-     İmametin ilahi makam olması.

2-     İmamın ilminin Allah’tan olması ve hata yapmaması.

3-     İmamın günah ve hatadan masum oluşu.      

 

Ancak masum olmak imametle eşittir demek değildir. Zira Şiaya göre Hz. Fatımat-uz Zehra (s.a) imamet makamına sahip olmasa da masumdu; nitekim Hz. Meryem (s.a)’da masumdu.

 

Bazıları böyle konuları gereksiz görüp, ‘Peygamberin halifelik meselesi tarihi ve geçmişe ait bir meseleydi, günümüzde bunları konuşmanın ne faydası var?’ diyorlar.

 

Şiaya göre imamet inancında, hilafet inancında olmayan birçok faydalar vardır. Bu faydaların bazıları şunlardır:

 

a) İmamet usul-u dinden olup nübüvvetin devamıdır. Şia, imameti Peygamberi tebliğ ve hidayetin sorumlulukların devam ettiricisi olarak kabul etmektedir. Bu şekilde din kıyamete kadar canlı kalacaktır.

b) En önemli konulardan birisi olan yönetim şeklinin nasıl olacağı meselesi imamet meselesiyle alakalıdır. Kur’an ve hadislerde hakim ve yöneticiyle ilgili yüzlerce hüküm vardır. Din hükümlerini muhafaza ve uygulaması öyle kimselere verilmeli ki hatadan ve günahtan uzak olsunlar, çünkü ancak bu şekilde bir önderliğin varlığı sayesinde insanlara hüccet tamamlanmış olur.

c) Usul, maarif ve dinin furu’ hükümlerinin açıklanması ve insanların hidayeti[7] imamın vazifesidir.

Yukarıda ki hedeflerin gerçekleşmesi yalnızca varlıklarının kapasitesi dini hatasız ve tam olarak açıklayabilecek seçilmiş önderlerle mümkündür. Bu da imamet inancıyla gerçekleşecek bir şeydir.  



[1] - Cevadi Amuli, Tefsir-i Tesnim, c.3, s.56

[2] - İbn-i Manzur, Lisan-ul Arap, c.14, s.29, ‘Um’ sözcüğü.

[3] - Şeyh Saduk, Men La Yahduruh-ul Fakih, c.4, s.180.

[4] - a.g.e. s. 420

[5] - İbn-i Haldun, Mukaddime, s.191.

[6] - Bakara/124

[7] - Şiaya göre batinî hidayet, imamın özelliklerindendir.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Secde etmek için iki mühürden istifade etmek doğru mudur?
    6783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Namaz kılan insanın secde yeri dizlerinin olduğu yerden birleşik dört parmak miktarından aşağı veya yukarı olmamalıdır.[1] Bundan dolayı iki mührün yüksekliği birleşik dört parmaktan fazla olmazsa ona secde edilebilir. Namazda secde yerinin yüksekliğini değiştirmenin de bir sakıncası yoktur.
  • Doğru alışverişin şartları nelerdir?
    7549 Alış-Veriş 2012/06/14
    Bu soru çok geneldir; zira alışveriş kavramı fıkıh ve örfte değişik manalara sahiptir: Genel anlamıyla alışveriş/muamele, özel anlamıyla muamele ve özel ve genel arasında bulunan orta manasındaki muamele bu kabildendir. Genel anlamıyla muamele, yakınlık kastinin muteber olmadığı ve elbise ve bedeni temizlemek, alıveriş, nikâh ve boşanmak gibi ...
  • Neden Kadir Gecesi’nde vücuda safran sürülmesi yasaklanmıştır?
    39091 Pratik Ahlak 2010/05/06
    1) Safranın; yiyecek, ilaç ve süs olmak üzere üç özelliği vardır. Safranın rivayetlerde yasaklanan yönü, süs ve ziynet olarak kullanıldığı takdirdedir. 2) Bedene safran sürmek haram değildir ama bu rivayete göre eğer bir kişi Kadir gecesinde bedenine ...
  • Riyayı tedavi etmenin yolu nedir?
    13881 Pratik Ahlak 2011/10/22
    Riya, insanın güzel amel ve davranışları başkalarına göstererek toplumda itibar ve konum kazanmak istemesine denir. Riya ihlâsın karşı noktasında yer alır. Riya ameline yönelik ilahi gazap ve öfkeye dikkat etmek, halkın ödül ve teşvikinin değersiz olduğunu bilmek, insanların kadirşinaslıkta sözlerini tutmamalarına, şükranda bulunmamalarına, işleri unutmalarına ve güçsüzlüklerine bakmak, gönülleri ...
  • Namaz esnasında selama cevap vermenin şekli nasıldır?
    7025 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Namaz esnasındayken insan bir başkasına selam vermemelidir ve eğer bir başkası insana selam verirse, insan ön selam niteliğinde cevap vermelidir; örneğin “es-selamu aleyküm” veya “selamun aleyküm” söylemeli ve “aleyküm selam” dememelidir.[1] Hatırlatılmalıdır ki insan selamın cevabını ister namazda olsun ister namaz dışında ...
  • Hariciler Nehravan savaşında sapmışlar mıydı? Ali (a.s) Muaviye’nin fitne ateşini söndürme hususunda kuşku duyuyor muydu?
    12930 جنگهای امام علی ع 2012/08/22
    Hariciler, Hz. Ali’nin (a.s) takipçilerinden bir grup olup Sıffin savaşında hakemlik hadisesinde kendisine muhalefet etme sebebiyle itaat etmekten sakınan ve ondan ayrılan gruba denir. Bu yüzden onlara Marikin de denmiştir. Haricilerin Sapıklıkları: Bu grubun sapıklıkları çoktur ve biz örnek sıfatıyla sadece bazılarına işaret ...
  • Acaba insan, kendi din kardeşi olan bir kimsenin -aralarında gerçekleşen bir tartışma nedeniyle- hakkında eziyet görmesine neden olacak sözler söyleme hakkında sahip midir? Kendisinden özür dilediği halde ona karşı küskünlüğünü devam ettirebilir mi?
    10928 Pratik Ahlak 2011/07/24
    Af etme ve fedakârlık büyük insanların özellik ve hususiyetlerinden ve ruhunun büyüklüğünün nişanelerindendir. İslam mektebinde bu nitelik ve özellik ahlakın faziletlerinden sayılmaktadır. İslam dini öyle bir dindir ki sahip olduğu peygamberi (s.a.a.) ahlaki faziletleri ve güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildi. Peygamberinin kendisi de bu ...
  • Cennetin değişik kapıları ve bu kapıların da özel adları mı vardır?
    24903 Eski Kelam İlmi 2010/07/24
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Rükuda ‘Azim’, secdede ‘A’la’ isimlerinin söylenmesinin nedeni nedir?
    53938 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Rükuda Subhane Rabbiye’l-Azimi ve Bihamdih ve secdelerde Subhane Rabbiye’l-A’la ve Bihamdih dememizin asıl nedeni Allah’ın emri olması ve rivayetlerde bunları söylemeye emrolunmamızdan dolayıdır. Ama onları söylemeye emrolunmanın hikmetlerini de bulabiliriz. Rüku Allah’ı tazim etmektir. Her rükuyla Allah’ı tazim ediyoruz. Bir şeyi tazim etmek o şeyin ...
  • hangi sınıra kadar kocasına itaat etmelidir? Erkek onu yolculuğa mecbur edebilir mi?
    10857 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Hadevi Tahrani’nin belirtilen soru hakkındaki cevabının açıklaması şudur:Kadın cinsel doyum konusunda erkeğe itaat etmelidir ve erkek evden çıkmayı yasaklarsa bu durumda kendisi evden çıkamaz. Elbette evlilik hayatının farz ve haramlarla yetinmeyle sorundan yoksun olmasının imkânsız olduğuna dikkat edilmelidir. Ama ahlaka riayet etmek evliliğin pekişmesi ve tatlılığını ...

En Çok Okunanlar